Öldüğünüzde paranız bankada kalır. Ayakkabılarınız, kıyafetleriniz, arabanız… Hepsi burada kalır. Öbür tarafa hiçbir şey geçmez. Ama yaşarken harcayacak paranız yoktur. İşte tam da bu noktada yaşamın “paradigmasını” değiştirmek gerekiyor.

Paradigma… Çok severim bu kelimeyi. Eğer bilmiyorsanız açıp öğrenin. Çünkü hayat paradigmanızı değiştirmeden, sahip olduklarınızın esiri olmaktan kurtulamazsınız. Daha keyifli, daha dolu dolu yaşamak; daha fazla şeye sahip olmaktan çok daha önemlidir.

Biz sahip olmak için yaşıyoruz. Sadece sahip olmak için. Sonra bir gün fark ediyoruz ki evet, bir çift ayakkabımız, bir arabamız, bir evimiz var ya da yok. Bunun için uğraşmışız. Ama koca bir hayat akıp gitmiş. Kıyafetler, gözlükler, ıvır zıvır… Hepsi var ama hiçbir şey yapmamışız.

Oysa daha iyi yaşamak, deli gibi sahip olmaktan çok daha önemli. Mesela iyi bir bedene sahip olmak… Herkes atlar bunu. Hiç kimse kendine yatırım yapmaz. Pantolon alırız, ayakkabı alırız ama yürümeyiz, hareket etmeyiz. Şimdi iyi görünürüz ama bir süre sonra parayı ilaçlara veririz. Oysa yürümek bedava. Sağlık, en büyük sermaye. Ama biz onu hep ihmal ederiz.

Bir düşünün: cebinizdeki o rüya gibi cep telefonunun yüzde kaç fonksiyonunu kullanıyorsunuz? Ben söyleyeyim: %30-40. Evinizdeki kıyafetlerin de en fazla %40’ını giyiyorsunuz. Bir eviniz, villanız, malikaneniz varsa odalarının %40’ını kullanırsınız. Gerisi misafir odası, boş odalar… Ne gelen olur ne giden.

Lüks arabaların aksesuarlarının da %30’unu kullanırsınız. O düğmeler orada durur, size iyi hissettirir ama hepsi bu. Daha Türkçesi: yaşam boyunca yaptığınız harcamaların %60-70’i başkaları içindir. Siz onun sadece %30’unu kullanabilirsiniz.

Belki varlıklı değilsiniz. Umarım hepimiz varlıklı oluruz. Ama değilseniz de mutlu olmaya çalışın. Çünkü varlıkla mutluluk arasında hiçbir ilişki yoktur. Mutluluk, sahip olduklarımızın fazlalığında değil; sahip olduklarımızı nasıl yaşadığımızda gizlidir.

Hayatın gerçek yatırımı budur: Sahip olduklarımız değil, yaşadıklarımız. Biriktirdiğimiz anılar, sevdiklerimizle geçirdiğimiz vakit, kendimize ayırdığımız zaman… Bunlar öbür tarafa geçer. Çünkü ruhun sermayesi budur.

Bugün birçoğumuzun yaptığı hata, kendine yatırım yapmamak. Spor salonuna gitmek yerine yeni bir gömlek almak, kitap okumak yerine yeni bir aksesuar almak… Oysa bedenimiz, zihnimiz ve ruhumuz bizim en büyük evimizdir. Onu ihmal edersek, bir gün bütün servetimizi ilaçlara, tedavilere harcarız.

Bir başka gerçek: Sahip olduklarımızın çoğu başkalarının gözünde değer kazanır. Komşunun görmesi için alınan araba, misafirin oturması için döşenen salon, başkalarının beğenisi için giyilen kıyafet… Ama kendimiz için ne yapıyoruz?

Hayatın sonunda geriye kalan tek şey, yaşadıklarımızdır. Bir gün dönüp baktığınızda, “Keşke daha çok yürüseydim, daha çok seyahat etseydim, daha çok gülebilseydim” diyeceksiniz. Kimse “Keşke daha çok ayakkabım olsaydı” demez.

O yüzden ilk önce kendiniz için, sonra da sevdikleriniz için vakit ayırın. Çünkü hayatın gerçek anlamı, sahip olduklarımızda değil; yaşadıklarımızda gizlidir.