Saat 09.05...
Sirenler çalıyor. Hayat duruyor. Başlar öne eğiliyor.
İki dakika...
Ardından İstiklal Marşı okunuyor. Bayraklar yarıya indiriliyor.
Tören bitiyor.
Vicdanlar rahatlıyor!
Peki, ya sonra?
İki dakika Atatürk'e saygı duruşunda bulunup yılın geri kalanında onun bıraktığı değerlere sırt çevirmek nasıl bir çelişkidir?
Cumhuriyet'in kazanımları tartışılırken, adalet sorgulanırken, laiklik aşındırılırken, bilimden uzaklaşılırken Atatürk'ün fotoğrafını paylaşmak yeterli midir?
İki dakika ayakta durmak kolay!
Mesele, geri kalan zamanda onun ilkelerinden ödün vermemekte!
Hani bir Mustafa Kemal Atatürk var ya!
İşgal altındaki bir ülkenin kaderini değiştiren...
Teslimiyeti reddeden, mandayı kabul etmeyen, milletine boyun eğmeyi değil, ayağa kalkmayı öğreten...
Savaş meydanlarında kazandığı zaferleri Cumhuriyet'le taçlandıran...
İşte o Atatürk, bize yalnızca bağımsız bir vatan bırakmadı.
Egemenliği saraydan alıp millete verdi.
Kulluğun yerine yurttaşlığı, dogmaların karşısına aklı ve bilimi koydu.
Kadınlara seçme ve seçilme hakkını tanıyan devrimlere öncülük etti.
Çünkü onun mücadelesi yalnızca düşmanı yurttan çıkarmak değildi.
Bir daha hiçbir gücün karşısında diz çökmeyecek, özgür düşünen bir millet yaratmaktı.
Bugün geçmişin ihtişamıyla övünen, tarihî dizilerde kılıç sallayan kahramanlara hayranlık duyan çok insan var.
Oysa tarih, kostüm giyerek yazılmıyor!
Kahramanlık, atalarının zaferleriyle övünmek değil, gelecek nesillere onurlu bir ülke bırakabilmektir.
Atatürk bunu yaptı.
Peki, biz ne yaptık?
Cumhuriyet'i ne kadar ileri taşıdık?
Hukukun üstünlüğünü ne kadar koruduk?
Çocuklarımıza özgür düşünmeyi mi, sorgulamadan itaat etmeyi mi öğrettik?
Bilimi mi yücelttik, hurafeleri mi?
Atatürk'ün gösterdiği çağdaş uygarlık hedefinin neresindeyiz?
İşte 10 Kasım'da sorulması gereken sorular bunlar!
Çünkü Atatürk'ü sevmek bir duygu, onun ilkelerine sahip çıkmak ise sorumluluktur.
10 Kasım yalnızca bir anma günü değil, aynı zamanda vicdanlarımızın hesap verme günüdür.
Aramızdan ayrılışının 88. yılında onu özlemle anarken kendimize şu soruyu sormalıyız:
Bize bağımsız bir vatan ve Cumhuriyet bırakan Atatürk'ün emanetine ne kadar sahip çıktık?
Unutmayalım!
Atatürk, bir milletin başını emperyalizmin önünde eğdirmemek için ömrünü verdi.
Biz, her 10 Kasım'da onun anısı önünde saygıyla başımızı eğiyoruz.
Ama asıl sınav, başımızı yeniden kaldırdığımızda başlıyor.
Haksızlık karşısında susuyor muyuz?
Cumhuriyet'in değerleri aşındırılırken seyrediyor muyuz?
Yoksa bize bırakılan emanete sahip çıkabiliyor muyuz?
Çünkü Atatürk'e saygı, iki dakikalık sessizlikle değil, bir ömür boyu gösterilen duruşla ölçülür.
Saat 09.07...
Sirenler susuyor.
Peki, vicdanlarımız da mı susacak?
09.05'te ayağa kalkmak saygıdır.
09.07'den sonra hiçbir gücün önünde eğilmemek ise ATATÜRK'Ü ANLAMAKTIR!
