Advert

Bir Gün Yaşarız Derken

Göksel KAYSERİ

08-10-2026 16:10

Bir gün dönüp geriye baktığında, yıllardır yaşadığını değil, yetişmeye çalıştığını fark edebilirsin.

İşe yetişmişsin, ödemelere yetişmişsin, çocukların okuluna yetişmişsin, taksitlere, toplantılara, son ödeme tarihlerine yetişmişsin. Ama aklında kalanlar bunlar olmuyor. Aramadığın bir dost, ertelediğin bir yolculuk, babanla yapmadığın bir konuşma, çocuğunun ne ara büyüdüğünü anlayamadığın birkaç yıl kalıyor.

Hayat, biz “bir gün yaşarız” derken geçiyor.

Bize çocukluğumuzdan beri aynı şey söyleniyor: “Şimdi çalış, ileride rahat edersin.” Önce sınavı kazanacağız, sonra okulu bitireceğiz, ardından işe gireceğiz. İşe girince ev, araba, kira, kredi, çocuk, okul masrafı başlıyor. Bu kez “Şu borçlar bitsin” diyoruz. Ardından “Çocuklar büyüsün.” Son durak da belli: “Emekli olunca rahat ederiz.”

Peki hayat ne zaman başlayacak?

Belki de en büyük yanılgımız bu. Hayatı hep ileride bir yerde bizi bekliyormuş gibi görüyoruz. Sanki bugünün sıkıntılarını aşarsak bir gün kapı açılacak ve gerçek hayat başlayacak.

Oysa hayat beklemiyor.

Biz borç kapatırken geçiyor. Terfi beklerken geçiyor. “Seneye gideriz” dediğimiz tatillerin arasında geçiyor. Daha iyi bir telefon almak için çalışırken, telefonun içine bakmaktan yanımızdaki insanı göremeden geçiyor.

Bugünün düzeni insanı en çok borç üzerinden bağlıyor. Eskiden insanlar çoğunlukla kazandıkları parayı harcardı. Şimdi henüz kazanmadığımız parayı da harcıyoruz. Kredi, taksit, kredi kartı, ek hesap, yapılandırma…

Bir otomobili dört yıl vadeyle aldığında sadece araba almıyorsun; önündeki dört yılın bir bölümünü de bugünden bağlıyorsun.

İş yerinde haksızlığa uğradığında sesini çıkarmadan önce düşünüyorsun. Çünkü kira var. Kart borcu var. Okul masrafı var. Elektrik, su, doğalgaz var.

Kâğıt üzerinde özgürsün.

Ama ayın sonunda ödeme var.

Modern insanın zincirleri artık demirden yapılmıyor. Son ödeme tarihinden yapılıyor.

Bir de sürekli eksik hissetme hali var.

Telefon eski. Araba yaşlı. Ev küçük. Televizyon yetersiz. Tatil sıradan. Saat ucuz. Ayakkabı geçen sezon.

Peki bütün bunların eksik olduğunu bize kim söylüyor?

Reklamlar, ekranlar, çevremiz…

Çünkü tüketim düzeninin ayakta kalması için insanın kendisini tamamlanmış hissetmemesi gerekiyor. Önce sana bir eksiklik gösteriliyor, ardından o eksikliği kapatacak ürün satılıyor.

“Bunu alırsan daha mutlu olacaksın.”

Alıyorsun.

Bir süre iyi hissediyorsun.

Sonra yenisi çıkıyor.

Döngü yeniden başlıyor.

İşin tuhaf tarafı, biz eşyaları tükettiğimizi sanırken çoğu zaman tüketilen kendi hayatımız oluyor. Daha fazla almak için daha fazla çalışıyoruz. Daha fazla çalıştıkça kendimize ve sevdiklerimize ayıracak zaman azalıyor.

Çocuk büyüyor.

Anne baba yaşlanıyor.

Dostluklar seyrekleşiyor.

Ama telefon yeni.

Sosyal medya bu düzenin vitrini oldu.

Herkes tatilde. Herkes mutlu. Herkes başarılı. Herkes güzel yemekler yiyor. Herkes âşık.

İnsan ister istemez kendi hayatına bakıp “Ben ne yapıyorum?” diye düşünüyor.

Oysa gördüğümüz şey insanların hayatı değil, hayatlarından seçtikleri birkaç saniye.

Kimse kredi kartı ekstresini paylaşmıyor. Kimse iş yerinde uğradığı haksızlığı göstermiyor. Kimse gece üçte tavana bakıp “Bu ayı nasıl çıkaracağım?” diye düşündüğü anın fotoğrafını koymuyor.

Ama kahvenin köpüğü mutlaka paylaşılıyor.

Böylece yaşamakla yaşadığını göstermek birbirine karışıyor.

Manzaraya bakmak yerine fotoğrafını çekiyoruz. Konseri dinlemek yerine kaydediyoruz. Yemeği tatmadan önce ekranı ayarlıyoruz.

Bazen insanın aklına geliyor:

Biz hayatı mı yaşıyoruz, yoksa hayatımızın sosyal medya yöneticiliğini mi yapıyoruz?

Bu yarış daha çocukken başlıyor.

Puan, sınav, sıralama, diploma, kariyer, maaş, terfi…

Çocuğa sürekli bir sonraki aşamaya hazırlanması gerektiği öğretiliyor. Hep daha sonrası gösteriliyor.

İnsan bir süre sonra nereye koştuğunu sormadan koşmaya devam ediyor.

Sonra bir gün kötü bir haber geliyor.

Bir hastalık.

Bir ölüm.

Bir kayıp.

O anda dünyanın en önemli meselesi sandığımız şeyler küçülüyor.

Makam küçülüyor.

Araba küçülüyor.

Telefon küçülüyor.

Takipçi sayısı iyice küçülüyor.

Geriye daha basit şeyler kalıyor.

Anne, baba, çocuk, eş, dost, sağlık, bir masa, bir sohbet, sakin bir akşamüstü…

İnsan o zaman fark ediyor ki hayatı gerçekten değerli yapan şeylerin çoğunun fiyat etiketi yok.

Elbette “Parayı boş verin, sevgi yeter” demek kolaycılık olur. Kira sevgiyle ödenmiyor. Market kasasında dostluk geçmiyor. Çalışacağız, para kazanacağız, sorumluluklarımız olacak.

Mesele bunlardan kaçmak değil.

Mesele bunların hayatın tamamına dönüşmesine izin vermemek.

Çünkü insan sadece çalışan, tüketen, vergi veren ve taksit ödeyen bir ekonomik birim değil.

Belki de bugün gerçek zenginlik daha büyük ev, daha pahalı araba ya da son model telefon değildir.

Gerçek zenginlik, kendi zamanının hiç değilse bir bölümüne sahip olabilmektir.

Çünkü para kaybedilir, yeniden kazanılır.

Eşya bozulur, yenisi alınır.

Ama geçen yıl geri gelmez.

Babanla yapmadığın konuşma geri gelmez.

Çocuğunun kaçırdığın yaşı geri gelmez.

Bu yüzden “Bir gün yaşarız” sözü kulağa masum gelse de pek masum değil.

Çünkü o “bir gün”ün geleceğine dair kimsenin garantisi yok.

Belki de artık “Bir gün yaşarız” demeyi bırakıp şunu söylemek gerekiyor:

Bugün de biraz yaşayalım.

DİĞER YAZILARI KENDİNE NE FAYDAN VAR? 01-01-1970 03:00 URLA’NIN İŞGALİ ÜÇ YIL SÜRDÜ, UNUTMASI YÜZ YIL… 01-01-1970 03:00 BAĞBOZUMU VAR, BAĞ NEREDE? 01-01-1970 03:00 Siyaset Geçer, Kırgınlık Kalır 01-01-1970 03:00 Kadınsız Kurtuluş Olmazdı 01-01-1970 03:00 SAHİP OLMAK DEĞİL, YAŞAMAK 01-01-1970 03:00 TAVRI SEN BELİRLERSİN 01-01-1970 03:00 DELİLER GEMİSİ 01-01-1970 03:00 AFFEDEN BAYRAM 01-01-1970 03:00 URLA’NIN ATEŞİ 01-01-1970 03:00 Baş Tacımız, Çelişkimiz, Gerçeğimiz 01-01-1970 03:00 KAVANOZU KİM SALLIYOR? 01-01-1970 03:00 Hayatta Kalan Nesil 01-01-1970 03:00 Eşek Olun, Akıllı Olmayın 01-01-1970 03:00 Bayram mı, Mücadele mi? 01-01-1970 03:00 ÖLÇÜSÜZLÜĞÜN YENİ NORMALİ 01-01-1970 03:00 URLA AYNASI 01-01-1970 03:00 YETKİ KİMDEYSE, BU YAZI ONA 01-01-1970 03:00 UNUTURSANIZ, TEKRAR YAŞANIR. 01-01-1970 03:00 PRESTİJ SOFRADA 01-01-1970 03:00 URLA 2025 YÜKSELİŞİN YILI 01-01-1970 03:00 Sandığın Yarısı Açıldı 01-01-1970 03:00 İmar Değişikliğinde %90 Pay Düzeni 01-01-1970 03:00 ÇOK YAŞA ÖĞRETMENİM 01-01-1970 03:00 “Dikili Ağaç Yokmuş Diyorlar…” 01-01-1970 03:00 Gençler değil… 01-01-1970 03:00 Urla’da 119 itiraz, 1 rest: Toprak kazandı 01-01-1970 03:00 Zekâya Karşı Toplu İğne 01-01-1970 03:00 Urla’da Bu Hafta: Gaziler, Driftçiler ve Yalaz’ın Dönüşü 01-01-1970 03:00 Direnişin İlk Kıvılcımı 01-01-1970 03:00 “Bu Kadarına da Pes” Dedirten Türkiye Manzaraları 01-01-1970 03:00 Urla’da Demokrasi 01-01-1970 03:00 Yeniden Doğan Anadolu: Ekolojik Dirilişin Hikâyesi 01-01-1970 03:00 MARİFET TESTİYİ KIRDIRMAMAK 01-01-1970 03:00 KİMSEYİ DİNLEME 01-01-1970 03:00 TÜLÜTABAKLAR 01-01-1970 03:00 TARİHİ BİLMEK GEREK 01-01-1970 03:00 Annelerimiz bizim baş tacımızdır. 01-01-1970 03:00 GÜVEN 01-01-1970 03:00 MUTLU ÖKÜZ 01-01-1970 03:00 MUTLU 01-01-1970 03:00 KAHRAMAN 01-01-1970 03:00 KADIN 01-01-1970 03:00 Tavsiye 01-01-1970 03:00 DEPREM ÖNCESİ VE SONRASI 01-01-1970 03:00 Bana ne, ben haklıyım 01-01-1970 03:00 BULDUMCUK SİYASETİ 01-01-1970 03:00 İLAHİ MAHKEME 01-01-1970 03:00 ALMANLAR BİZİ NASIL KISKANMASIN? 01-01-1970 03:00 DEVRİN İNSANI 01-01-1970 03:00 SEVDİK 01-01-1970 03:00 Anomik misin kardeş? 01-01-1970 03:00 URLA NASIL KURTULUR? 01-01-1970 03:00 TAVUK ÇALINDI 01-01-1970 03:00 MÜDÜRÜN İTİRAFLARI 01-01-1970 03:00 URLA DEVLET HASTANESİ ŞAŞIRTTI 01-01-1970 03:00 ARADA BİR “DURMAK” GEREK 01-01-1970 03:00 YETİŞ GAZETECİ YETİŞ! 01-01-1970 03:00 Bildiniz mi? 01-01-1970 03:00 MÜBAREK DELEGELER 01-01-1970 03:00 BİLEN VAR 01-01-1970 03:00 CEHALET BEDAVA… 01-01-1970 03:00 YARALARIMIZA MERHEM OLDULAR 01-01-1970 03:00 MIZRAK 01-01-1970 03:00 31 MART’TA NELER OLDU? 01-01-1970 03:00 BOĞAZLARDA SATRANÇ HAMLELERİ 01-01-1970 03:00 URLA HAVAALANI 01-01-1970 03:00 Ağacın kurdu içinde olur 01-01-1970 03:00 URLA SİYASET SARMALI 01-01-1970 03:00 Urla Belediye Başkanı kim olacak? 01-01-1970 03:00 Allah Urlalıya sabır versin! 01-01-1970 03:00 Seçimlere hazır mıyız? 01-01-1970 03:00 BU BİR İHBARDIR 01-01-1970 03:00 URLALIYA KIŞ KIŞ 01-01-1970 03:00 DERS ZİLİ ÇALDI 01-01-1970 03:00 ISSIZ ADA 01-01-1970 03:00 KARIŞIK İŞLER 01-01-1970 03:00 NE YAKINIYORSUN? 01-01-1970 03:00 URLALI KENDİNİ VURDU 01-01-1970 03:00 GAZETECİ İSTEMİYORLAR 01-01-1970 03:00 “Urla’da çay da mı içmeyelim?” 01-01-1970 03:00 URLALILARA YOL GÖRÜNDÜ 01-01-1970 03:00 KARNE ZAMANI 01-01-1970 03:00 URLA DÜŞTÜ! 01-01-1970 03:00 MEŞHUR HAREKET 01-01-1970 03:00 Nerede o eski bayramlar? 01-01-1970 03:00 ÇAKALLIK 01-01-1970 03:00 BOĞAZLARDA SATRANÇ HAMLELERİ 01-01-1970 03:00 PANKART KRİZİNİN URLA İLE İLGİSİ YOK 01-01-1970 03:00 MÜTEAHHİTLİĞİN YASASI YOK! 01-01-1970 03:00 ALTI ATTIK, BİRİNİ GERİ ALDIK 01-01-1970 03:00 Çok mu zor “bilmiyorum” demek? 01-01-1970 03:00 Hoş geldin 2023 01-01-1970 03:00 AĞLATAN ÖYKÜ 01-01-1970 03:00 ATATÜRK 10 KASIM’DA ÖLMEDİ 01-01-1970 03:00 29 EKİM’İN SIRRI 01-01-1970 03:00 HOLLYWOOD URLA 01-01-1970 03:00 TARKAN’DAN SUBLİMİNAL BOMBARDIMAN 01-01-1970 03:00 SİZ UYURKEN NELER OLDU? 01-01-1970 03:00 Urla’da Engelsiz Cami, Engelsiz İbadet 01-01-1970 03:00