Milyonlarca yıl boyunca doğa sabırla çalıştı. Hücreler birleşti, proteinler dans etti, DNA kendini tekrar etti. Sonra bir gün, Homo sapiens sahneye çıktı. “Ben geldim!” dedi. Beyni büyüktü, hayali büyüktü, zekâsı fena değildi. Evrim dedi ki: “Tamam, bu versiyonla devam edelim.”
Yaklaşık 50.000 yıl önceydi. İnsan beyni, genetik olarak gelişimini tamamladı. Ama evrim, bir yerde durdu. Neden mi? Çünkü Homo sapiens, zekâsını geliştirmek yerine, tanrılara kurban kesmeyi tercih etti. Galaksiler arası seyahat mi? Yok canım, biz hâlâ “cin çarpması” diye acile koşuyoruz.
Çünkü insanlık, zekâya karşı toplu iğneyle savaştı. Bilgiye karşı kibritle yürüdü. Düşünceye karşı taşla saldırdı. Ve ne yazık ki, kazandı.
Bak şimdi… Tarihten birkaç örnek vereceğim. Ama önce bir uyarı: Bu liste, “akıllıların soyunu kurutma rehberi”dir.
Mısır’da Kamouse Menes vardı. Fizikçi, gökbilimci, aklı başında bir adam. “Piramitler ölüleri diriltmez” dedi. Ne oldu? Öldürüldü. Soyu devam etmedi.
Amentebat diye bir filozof vardı. “Mumyalayıp öbür dünyaya gönderemezsiniz” dedi. Ne oldu? Ailesiyle birlikte yok edildi.
Roma’da Flabyus Lokreus Cladius vardı. “Tanrılar masaldır” dedi. Katledildi.
Yunanistan’da Sokrat vardı. “Tanrılara inanmıyorum” dedi. Zehir içirildi.
İtalya’da Giordano Bruno vardı. “Evren sonsuzdur, dünya dönüyor” dedi. Kilise tarafından Roma’da diri diri yakıldı.
Avrupa’da Engizisyon vardı. 50.000 aydın, düşünür, sanatçı yakıldı. Çünkü Avrupa, karanlığı severdi, aydınlığı değil.
Ama dur, bu sadece Batı’nın hikâyesi değil. Bizim mahallede de durum farklı değildi.
Hallâc-ı Mansûr vardı. “Enel Hak” dedi. Yani “Tanrı içimdedir.” Ne oldu? 922’de Bağdat’ta parçalanarak öldürüldü.
Nesimî vardı. “Tanrı insandadır” dedi. Derisi yüzülerek öldürüldü.
Şeyh Bedreddin vardı. “Yoksulluk suç değildir, eşitlik haktır” dedi. 1420’de Serez’de idam edildi.
Turan Dursun vardı. “Din akılla tartışılabilir” dedi. 1990’da evinin önünde silahla öldürüldü.
Bahriye Üçok vardı. “İslam’da kadın hakları vardır” dedi. Bombalı paketle öldürüldü.
Uğur Mumcu vardı. “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” dedi. Arabasına konan bombayla öldürüldü.
Ahmet Taner Kışlalı, Hrant Dink, Metin Göktepe, Musa Anter… Hepsi kalemle savaştı, kurşunla susturuldu.
Hepsi kendi toplumlarında, kendi insanları tarafından “fazla akıllı” oldukları için öldürüldü. Çünkü bizde de evrim durdu. Zekâ genleri, susturuldu. Akıl, suç sayıldı.
Son 40.000 yılda, 143 milyon insan… Dinlere, tanrılara, dogmalara inanmadığı için öldürüldü. Ve hiçbiri soyunu devam ettiremedi. Çünkü dünya, sorgulayanı sevmez. Biat edeni sever.
Peki ne oldu? Soyları devam etseydi… Bugün insanlığın %5’i değil, belki %35’i üstün zekâlı olacaktı. Belki Endülüs ve İskenderiye kütüphaneleri yanmamış olacaktı. Belki fosil yakıt yerine yıldız tozu kullanıyor olacaktık. Belki Mars’ta sabah kahvesi içiyor olacaktık.
Ama olmadı. Çünkü akıllılar öldürüldü. Zekâ genleri toprağa gömüldü. Geriye kim kaldı? Yaşamayı becerebilenler. Yani biz… Yani “sisteme uyum sağlayanlar.”
Ve bu sadece bizim mahalleye özgü değil. Bu, insanlığın ortak trajedisi.
Çin’de Lao Tzu susturuldu. Hindistan’da Budha sürgün edildi. İran’da Ömer Hayyam dışlandı. Avrupa’da Bruno yakıldı. Amerika’da Martin Luther King vuruldu. Afrika’da Patrice Lumumba infaz edildi. Ortadoğu’da nice kadın, sadece düşündüğü için taşlandı.
Çünkü akıl, evrensel bir tehdit. Çünkü sorgulayan insan, her coğrafyada “fazla” bulunur. Çünkü evrim, sadece biyolojik değil; toplumsal olarak da durduruldu.
Bugün dünya nüfusu 8 milyarı geçti. Ama hâlâ “kadınlar eşit midir”, “dünya düz mü”, “ağaç kesmek günah mı” diye tartışıyoruz. Hâlâ kitap yakanlar var. Hâlâ bilim insanlarını tehdit edenler var. Hâlâ “düşünme” diyenler var.
Ve biz… Biz hâlâ buradayız. Hayattayız. Ama ne pahasına?
Bir gün, belki… Belki bir gün, kalanlar değil, katledilenlerin fikirleri kazanır.
O güne kadar… Lütfen unutma:
Her susturulan fikir, bir yıldız kaymasıdır.
Her yakılan kitap, bir galaksinin yok oluşudur.
Her öldürülen aydın, insanlığın evrimden bir adım daha uzaklaşmasıdır.
Ve sen… Sen hâlâ düşünebiliyorsan, hâlâ sorgulayabiliyorsan…
Sen, o yıldızların torunusun.
Sen, evrimin yarım kalan hikâyesisin.
Sen, zekâya karşı toplu iğneyle savaşanların arasında hâlâ kalemi elinde tutan nadir bir insansın.
