Bunca soruna, bunca derde, bunca yokluğa, bunca zorluğa, bunca hayat pahalılığına, bunca sıcağa, bunca sele, bunca depreme, bunca yangına, bunca cinayete, bunca trafik kazasına, bunca dış probleme açık bir ülkede yaşarken, şimdi de başımıza “hem de İzmir gibi büyük bir kentte, ‘15 yıldır nükleer atık ve radyasyon tehdidi içinde yaşadığımız’ gerçeği” çıkmaz mı?..
Bakınız habere…
“İzmir’in Çernobili” olarak bilinen Gaziemir Emrez Mahallesi’ndeki 70 dönümlük kurşun ve döküm fabrikasının arazisinde gömülü olan nükleer atıklar, 15 yıldır temizlenmeyi bekliyor.
Gaziemir Belediye Başkanı Halil Arda “Alanda bulunan ve toprağa bulaşmış 500 bin tondan fazla atık tespit edilmişken, siz sadece 260 tonunu almışsınız. Bölgede 40 bin kişi yaşıyor. Bir okul var bundan etkileniyorlar. Atıkların nasıl geldiği ile ilgili bir çalışma yok. Fabrika sahipleri atıkları bir hurdacıdan aldıklarını söylüyormuş. Bunu sorgulayan yok. Şirkete kesildiği söylenen cezanın tahsili gerçekleşmiş midir? Makbuzu nerededir? Burasını devlet temizlemeli” diyor.
Orayı temizleyecek şirket, “8 Temmuz 2024’de çalışmaların başlayacağını” yazılı olarak bildirmiş… Ama Temmuz’un 17’i, vurulan tek kazma yok!..
“Diğer toksin türleri kadar zehirli olan” Radyasyon canlılara ve doğal çevreye ciddi zararlar verebilir hatta çevreyi ve ekolojik dengeyi bozabilir. Ayrıca çocuklar, hamileler ve yaşlılar radyasyonun zararlarına genellikle daha hassastırlar.
Çernobil… Hatırlanacağı gibi, Çernobil Faciası, 26 Nisan 1986 günü tarihinde Sovyetler Birliği'ne bağlı Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin Pripyat şehri yakınlarındaki Çernobil Nükleer Santrali'nin 4 numaralı reaktöründe gerçekleşen nükleer kazadır. Kaza, Uluslararası Nükleer Olay Ölçeği'ne göre bugüne kadar meydana gelmiş en büyük nükleer kazalardan biridir.
Serpinti bulutu, Sovyetler Birliği'nin batısı ile buradan Avrupa'ya ve Karadeniz üzerinden Türkiye'ye sürüklendi. 1986 yılından 2000 yılına kadar Belarus, Rusya ve Ukrayna'da ciddi olarak kirlenmiş bölgelerden toplam 350.400 kişi tahliye edildi. 2008 yılına kadar kazadan yüksek dozda radyasyona maruz kalan 4.000 kişiden 64'ünün radyasyon sonucu öldüğü doğrulanmıştır. Oluşturulan Çernobil Forumunda 200.000 acil müdahalede çalışan işçi, 116.000 kurtarılmış kişi ve kirlenmiş alanlardan tahliye edilen 270.000 kişinin bilgileri derlenmiştir. Akut radyasyon sendromuna bağlı olarak kazadan kısa süre sonra ölen 50 acil müdahale işçisinin ölümleri ile radyasyona bağlı olarak Tiroid kanseri ve radyasyona bağlı kanserden dolayı ölenler birleştirildiğinde, ölenlerin sayısı 3.940 olmuştur.
Çernobil’de, “acil mücadelede çalışan” bir kişiyi tanıyorum. İstanbul’a gelmiş, Türk vatandaşı olmuştu, kardeşim Hıncal’a şoförlük yapıyordu… Ama ayaklarındaki “kanser yaraları” bir türlü iyileşmiyordu…
Çernobil faciasından sonra radyasyonu emen pek çok bitki de mutasyona uğramış veya ölmüştü.
“15 yılda ne olmuş ki, bundan sonra olsun” diye düşünmek hatadır; 1986’daki Çernobil Faciası’ndan sonraki uzun yıllar, o bölgenin “Dikkat: ÖLÜM” tabelaları ile donatılmasını önleyememiştir…
Radyasyon, “sinsi” bir zehirdir; Gaziemir’deki olay konusundaki açıklamalar, tehlikenin önemli olduğunu ve “zaman kaybedilmemesi gerektiğini” ortaya koyuyor…
“Radyasyon ölçerler ile ‘radyasyonun sağlık sınırının üzerine’ çıkıp çıkmadığının her gün ölçülmesi” gerek.
Artık, gereğinin yapılacağına ve zaman kaybedilmeyeceğine inanıyorum.