Babamız subaydı. “Şark hizmetini” önce Çaldıran – sonra Van da yapmıştı. İlkokula 1942 – 43’te Çaldıran’da başlamıştım.

 

Çaldıran Ovası’ndaki tepenin hemen yanında idi okulumuz ve “okula tayin edilen öğretmen” gelememiş, onun yerine bölük komutanı yüzbaşının “bu konuda eğitimli olan eşi” 3 sınıflık okulun bir sınıfında bizlere öğretmenlik yapmıştı.

 

Yani 3 sınıfın da öğretmeni oydu ve derslerin, teneffüslerin günlük programı “bu acıklı duruma göre” ayarlanıyordu.

 

Çaldıran Ovası da, “Yavuz Sultan Selim’in ‘Anadolu’yu Şialaştırmak isteyen’ Şah İsmail’i yenerek esir aldığı savaşın yapıldığı” ova idi!..

 

Çaldıran “o zaman” köydü, muhtarı vardı. Bölük de Köyün askeri bölümünde idi; Subayların evleri de bu bölümdeydi

 

Kışın durmadan kar yağar ve karın yüksekliği 2 metreyi bulurdu. O karı askerler “bir patikalık kazar” ve bizler de evlerimizden okulumuza o patikadan gider gelirdik.

 

İşte “İran – İran sınırı” sözlerini o sırada öğrenmiştim. Sınır, yanlış hatırlamıyorsam 33 kilometre ötede idi. Zaman zaman bu taraftan o taraf kaçışlar olur, askerlerimiz de, “o taraftan bu tarafa kaçışları” yakalardı…

 

O zamanlardan hatırladığım birkaç şey daha vardı; birisi, İran tarafından gelen  “pırıl pırıl” bronzdan semaverler…Birisi de, Kurt kemiğinden zarları olan sedef kakmalı” tavlalar… Hemen hemen  her evde bulunurlardı, o evler, “kışın soğuktan korunmak için “tezeklerle kaplansa” bile…

 

Bir başkası “iki kurt köpeğimiz”; birinin adı Kibar, ötekinin Afacan’dı… kibar benim, Afacan kardeşim rahmetli Hıncal’ındı…

 

Kış gecelerinde, köy sokaklarına kadar inen aç kurtlarla sabahlara kadar boğuşurlardı. Yaraları, bölük revirinde tedavi edilirdi.

 

Van dönemimizde ise, “Van’ı ve çevresini yıkan deprem olmuştu. Kışı, “eksi 20 dereceleri bulan soğuğunda “askerin mahruti çadırlarında” geçirmiştik.

 

Aradan yarım asırdan fazla geçmişti. Ankara’daydım ve gazeteciliğe başlamıştım. Van’da yapılan ve zamanın Başbakan’ının da katılacağı “ekonomi toplantısına gitmeye talip olmuş” ve gönderilmiştim.”

 

Van çok değişmişti…Şehir, Van Gölü’ne doğru yeniden kurulmuş ve güzelleşmişti…Ben de, “orada gazetecilik yapmayı” hayal etmiştim.

 

O günden bu yana neredeyse bir çeyrek asır geçti… Özlüyorum Van’ı…

 

Ve Van’ın hemen hemen 30 – 40 kilometre Doğusunda başlayan İran Ülkesi’nin de “savaş içinde geçen gün ve gecelerini TV ekranlarında izlerken”; üzülüyor, bitmesi için dua ediyorum.