Grup kalabalıktı… Yaş ortalaması 40’un üstüydü… 8 Erkek, 7 hanım vardı… Laf lafı açtı ve bir ara “Evlilik aşkı öldürür” sözünü tartıştık…

“Gene tartıştık” diyeceğim; zira bu kaçıncı… Benim gibi “61 yıldır evli olan” ve de “romantizm döneminin aşığı” bir insan, “Evlilik aşkı öldürür” diyenlere ne der?

Eskiden “biraz nazik olmaya” gayret eder ve “onları kırmayacak” cevaplar vermeye çalışırdım.

Bu defa açık açık dedim ki; “Eğer ‘öldürür’ diye düşünüyorsanız, sevgiyi ve aşkı bilmiyorsunuz, çok daha önemlisi evliliğe ihanet ediyorsunuz. Eğer evlilik sizin ‘aşk’ dediğiniz şeyi öldürüyorsa, zaten o şey ‘aşk’ değildir, siz ‘aşk’ zannediyorsunuz. Kaç örneğini gördüm; ‘evlilik bitmiş’ ama ‘aşk’ devam etmiştir, çünkü “evlilik, ‘ölenle beraber’ ölür, eğer aşk ‘gerçek aşk’ ise ‘geride kalan’ ile yaşar!..”

“Evlilik” söz konusu olduğu için “Sevgi’nin tarifini” şöyle yapabiliriz; “İnsanı bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu…”

Okurlarım, şimdi “aşkı” tarif edelim; “Bir kimseye aşırı sevgi duygusu…” Ama devamı da var; “bu duyguya ‘bağımlılık’ duygusu…”

Ne demek istediğimi, “bir örnek” ile anlatayım; Benim Cumhuriyet döneminin “Ahmet Haşim, Yahya Kemal ile beraber en büyük 3 şairinden biri” olarak saydığım Faruk Nafiz Çamlıbel’dendir “aşk üzerine” örneğim:

1931 yılında evlendiği, kendisi gibi öğretmen olan Azize Hanım için, “daha sonra Münir Nurettin Selçuk’un bestelediği” ve de “aşkını en güzel tarif edecek olan” şu dörtlüğü yazar:

“Bahçemde açılmaz seni görmezse çiçekler / Sahil seni, rüzgar seni, akşam seni bekler / Gelmezsen eğer mevsimi nereden bilecekler / Sahil seni, rüzgar seni, akşam seni bekler.”

Bu dörtlüğü okurken de, Münir Nurettin’in “o sihirli bestesini” dinlerken de gözlerim nemlenir, dalar giderim!..

Sonra… Sonrası daha da “nemlendirir” gözlerimi… Eşi Azize Hanım hastalanır...  Faruk Nafiz arkadaşı, Kilisli hemşerimiz, Babamızın dostu ve bizim “Alaaddin abimiz” Doktor Alaaddin Yavaşça’ya bahseder. Dr. Yavaşça, Azize Hanım’ı uzman bir doktora götürür ve acı durum ortaya çıkar; “kanserdir” ve menhus hastalık bütün vücuda yayılmıştır. Alaaddin Yavaşça zorlukla gerçeği söyler, Faruk Nafiz’e… Bir süre sonra Azize Hanım vefat eder. Ve… Kısa bir süre sonra, “aşkın ölmezliğini” anlatan bir dörtlük, “bestelemesi” isteğiyle Alaaddin Yavaşça’nın önüne konur:

“Artık bu solan bahçede bülbüllere yer yok. / Bir yer ki, sevenle, sevilenlerden eser yok. / Bezminde kadeh kırdığımız sevgililer yok. / Bir yer ki, sevenle sevilenlerden eser yok.”

Ve  de… Aşk, “o bahçe için ölse de”, Faruk Nafiz’in dörtlüklerinde, Münir Nurettin (Nihâvend) ve Alaaddin Yavaşça’nın “Hicaz” bestelerinde “ebediyen” yaşayacaktır!..