Bu haftaki yazımın konusu; Belediye ve de “Belediye ile, belediyenin yönettiği beldede yaşayanlar” arasındaki ilişki…
“Belediye nedir” sorusunun cevabı “5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 3’üncü maddesinde” yazılı…
O madde diyor ki; “Belediye: Belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisi.”
Peki, “Belediye”, evet “bugünün belediyesi” kanunun bu maddesine uyuyor mu?..
Mesela; belediyenin karar organı, yani “Belediye Başkanı ile Belediye Meclisi üyeleri” beldede oturanlar tarafından seçiliyor mu?..
Evet, yerel seçimlerde “başkanlarımızı, meclis üyelerimizi, ‘seçim sandığına attığımız oylar’ ile, beldemizde oturan bizler seçiyoruz” amma…
Peki ama, “onları, aday olarak” bizler mi seçiyoruz, yoksa “üyesi oldukları partilerin 15 – 20 yöneticisi” mi?..”
Bu başlangıcı durup dururken yapmıyor ve de bu soruyu durup dururken sormuyorum.
Art arda yeni sorularım geliyor:
Soru bir: “Seçim sonunda başkanlık koltuğuna oturan” adayı, biz mi seçiyoruz, yoksa “parti yöneticilerin seçtiği adaylardan birini”, verdiğimiz oylarımızla onaylıyor muyuz?..
Soru iki: Belediye meclisindeki sandalyeleri dolduran Meclis üyelerimizi, “aday olarak bizler mi seçiyoruz”, yoksa parti yönetimleri mi; bizim yaptığımız “onaylama oylaması” değil mi; yani bizler “seçilen adayların onaycılığını” yapmıyor muyuz?..
“Milletvekili adaylarını” da “parti yönetimleri seçmiyor mu?..
Neden, “genel seçimlerde de, yerel seçimlerde de adaylar”, partilerin içinde yapılacak “ön seçimler” ile seçilmiyor?..
Soru üç; “Ön seçim ile aday olup sonra beldede yaşayanların çoğunluğunun oyu ile seçilen” Başkanlar mı, “o koltukta ‘yetki ve güven’ bakımından daha güçlü olarak oturacak, yoksa ‘parti yöneticilerin aday yaptığı’ Başkanlar mı?..”
Okuyucularım “Durup dururken, bu yazının anlamı ne” diye sorabilirler…
Tam da zamanı; zira ülkemiz aylardır “Belediye Başkanları operasyonları ile uyanıyor, Kayyum iddia ve uygulamaları ile uyuyor!..”
Bu konu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan “Terörsüz Türkiye” hedefleyen Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda konuşulmalı, görüşülmeli ve gereği yapılmalı…
Yerelde de, genelde de, “önce halk olmalı, sonra parti yöneticileri”; gerçek ve güçlü demokrasi “böyle yerleşir” ülkemizde…
Ve de “bugünkü gibi” krizlerde, bütün ülke, siyasetiyle, ekonomisiyle, sosyal yaşamı ile “bizi sokaklara, bahçelere koşturan” bir depremin şiddetiyle sarsılmaz.