Pazar günü 10 Kasım.
Atatürk’ü özlemle ve saygıyla bir kez daha anıyoruz.
Bizler Atatürk’ün fikirlerini sevdik.
Atatürk’ün vatan sevgisini sevdik.
Atatürk’ün bize aşıladığı güveni ve “yapabilirsin” duygusunu sevdik.
Çünkü yaptık!
Başardık!
10 yıllardır, 100 yıllardır hiç başaramayan biz başardık.
Ve başardık.
Ve çoğumuz aslında onun özel hayatını, onun kişisel zevklerini bilmedik, merak etmedik.
Bizim için önemli değildi.
Fikirler öndeydi…
1,74’tü Atatürk’ün boyu.
Çook öyle uzun bir adam değildi.
Kilosu 75 civarındaydı.
Ayakkabı numarası 42 idi.
En sevdiği yemek, kuru fasulye – pilav…
Kahveyi çok severmiş, günde 10 – 15 fincan Türk kahvesi içermiş.
Tüm gömlekleri beyazmış.
Takım elbiselerinin modellerini kendi çizermiş.
Lacivert yokmuş gardırobunda, sevmezmiş laciverti.
Fox adında bir köpeği varmış. Yalova’da kaplıcalara gittiği bir gün seyyar bir fotoğrafçıdan üstüne üstlük kendi parasından 50 lira karşılığında satın almış. Fox öldükten sonra mumyalatmış onu. Çok severmiş Fox’u.
Düzenli spor yapmayı severmiş. Ata binermiş düzenli yüzermiş, bilardo oynarmış…
Çok kitap okurmuş Atatürk. 3500’ün üzerinde kitap okumuş. Ama en sevdiği kitap, Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu’ymuş.
İşin enteresanı o kadar kitap okumayı severmiş ki Çanakkale’de, Trablusgarp’ta cepheye kitap götürmüş. Çanakkale’de bir silah kasası dolusu kitabı varmış. Tepenize sabahtan akşama kadar bombaların düştüğü bir savaş. Düzenli kitap okurmuş.
Yalnız kitap okumamış. Kitap da yazmış. Bugün hâlihazırda onun kelimelerini kullandığımız bir geometri kitabı var. Dörtgen, üçgen, çap, artı, eksi, bölü, oran gibi kelimeleri o bulmuş. Onun kitabında var. 13 kitabı daha var bu kitabın dışında.
Hiç hayatınızda Atatürk’ün yazdığı bir kitabı okudunuz mu? Meraktan sordum.
Onun en büyük eseri Nutuk var. Hani atıp tutuyoruz ya “canım Atam”… Okudunuz mu, Nutuğu? Büyük ve kalındır. Yok, sordum sadece…
Atatürk 19 yıla olağanüstü başarılar sığdırmış bir insan. 19 yıl diyorum çünkü 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı ve bizim ülkemizin şu anda üstünde yaşadığımız ülkemizin kaderi o gün değişti.
Belki de çalışkanlığını çok sevdik.
Bize olan inancını çok sevdik.
Çünkü yapabileceğimize sadece o inandı.
Ya da yapabileceğimize sadece o bizi inandırdı. O yüzden çok sevdik.
Cesaretini çok sevdik Atatürk’ün.
Fransız Askeri Ataşesi Atatürk’ü ziyaret eder.
Konu Hatay’dır.
“Bize Hatay’ı verin” der.
“yoksa sıkacak merminiz yok, zor durumdasınız” der.
Atatürk Fransız Askeri Ataşesi’ni sinirli gözlerle dinler ve nazikçe müsaade ister. Üst kattaki odasına çıkar. Odasından indiğinde üzerinde Mareşal kıyafeti vardır. Fransız Askeri Ataşesi şaşırır. Tekrar müsaade ister telefon açar “bana Fevzi Çakmak’ı bağlayın” der. Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’a telefonda şöyle der: “Paşam hazırlıklarınız ne durumdadır?” durumu anlatır. Mareşal Fevzi Çakmak bir cevap verir. Teşekkür eder ve telefonu kapattıktan sonra Fransız Askeri Ataşesi’ne şöyle der: “Az önce Genel Kurmay Başkanımla konuştum. Hazırlıklarımız tamamdır. Ne zaman isterseniz gelip almayı deneyebilirsiniz. Fransızlar buna girişmezler dahi.
Biz belki bunları sevdik.
Ve eşitliği sevdik.
Beraber olmayı sevdik.
Aramızda sınıf farkı olmamasını sevdik.
Onunla beraber büyüklerimiz çay içtiler, kahve içtiler.
Aralarında hiç kimse olmadan yaptılar bunu.
Biz onun fikirlerini sevdik. Ve onun fikirleri üzerinden 86 sene geçmesine rağmen hala konuşuluyor.
Onun dönemindeki liderin adı geçmezken bugün hala o tartışılıyor.
Onu sevenler ve sevmeyenler var.
Ona saygı duyanlar ve ondan korkanlar var.
Hala…
İşte biz o yüzden onu sevdik.
Yaklaşıyor 10 Kasım…
Nur içinde yat Atam.
İzindeyiz.
