“Saçı uzun, aklı kısa”… Kadını küçümseyen bu söz, aslında bir milletin kendi geleceğini küçümsemesidir. Kadını eve kapatmak isteyen zihniyet, Cumhuriyet’i de kapatmak ister. Kadını yok sayanlar, Kurtuluş Savaşı’nı da yok sayar.
Oysa tarih başka bir şey söyler.
Kurtuluş Savaşı’nda mermi taşıyan Şerife Bacı, cephede savaşan Gördesli Makbule, Erzurum’da Nene Hatun, kürsüde Halide Edip… Hepsi bu milletin bağımsızlık destanının temel taşlarıdır. Kadın olmadan Kurtuluş olmaz. Kadın olmadan Cumhuriyet olmaz.
İslamiyet, “Cennet anaların ayakları altındadır” diyerek kadını kutsal kılmışken, aynı toplum kadını aşağılayan sözleri “atasözü” diye saklamış. İşte bu çelişki, bizim en büyük utancımızdır.
Lozan Barış Antlaşması, sadece bir diplomatik metin değildir. Lozan, bir milletin “Ben varım!” diye haykırışıdır. Lozan, Kurtuluş Savaşı’nın kanla, gözyaşıyla, alın teriyle yazılmış finalidir. Lozan, bağımsızlığın tapusudur.
Lozan’ı yaratan kahramanların hepsini tek tek minnetle anmak boynumuzun borcudur: Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak… Halide Edip, Kara Fatma, Gördesli Makbule, Şerife Bacı… Ve isimsiz kahramanlar; mermi taşıyan, yaralı saran, aç kalan ama direnen Anadolu insanı.
Lozan, işte bu kahramanların alın teriyle, kanıyla, cesaretiyle kazanıldı. Lozan, Cumhuriyet’in kapısını açtı. Lozan, kadının ve erkeğin omuz omuza verdiği mücadelenin diplomatik zaferidir.
Cumhuriyet, kadını mutfağa hapsetmedi; topluma kazandırdı. Kadın öğretmen oldu, doktor oldu, mühendis oldu, siyasetçi oldu. Cumhuriyet, kadını yükseltti. Çünkü bir milletin bağımsızlığı, sadece silahla değil, kadınların özgürlüğüyle de kazanılır.
Ama kadının yükselişi sadece kahramanlıkla sınırlı değildir. Kadın, aile içindeki maneviyatın taşıyıcısıdır. Evladın üzerindeki hakkı, sadece doğurmakla değil, büyütmekle, eğitmekle, değer kazandırmakla ölçülür. Kadın, evin direği, toplumun vicdanıdır. Çocuğa sevgiyi öğreten, aileye birliği aşılayan, topluma ahlakı kazandıran odur. Cumhuriyet, kadını bu manevi rolüyle de yüceltmiştir.
Ama bugün…
Televizyon ekranlarında hâlâ “kadın kahkaha atmasın” diyenler var.
Sosyal medyada hâlâ “kadın evde otursun” diyenler var.
Üniversite kürsülerinde hâlâ “kadının yeri evidir” diye nutuk atanlar var.
Bugün yozlaşmayı üretenler, aslında Cumhuriyet’i yozlaştırıyor. Kadını küçümseyenler, Lozan’ı küçümsüyor. Kadını eve kapatmak isteyenler, Kurtuluş Savaşı’nı inkâr ediyor.
Çözüm, sadece kanunlarda değil, zihniyetlerde başlar. Kız çocuklarının eğitimi devletin en büyük önceliği olmalı. Çünkü eğitimsiz bırakılan her kız çocuğu, Cumhuriyet’in yarısını eksiltir.
Toplumun dilini değiştirmek zorundayız. Kadına yönelik küçümseyici sözler, atasözü değil, utanç vesikasıdır. Medyada, okulda, sokakta bu dil terk edilmedikçe Cumhuriyet eksik kalır.
Hukuk, kadını korumak için hızlı ve caydırıcı çalışmalı. Şiddet uygulayan, haklarını gasp eden, aşağılayan kim varsa, Cumhuriyet’in adaleti karşısında hesap vermeli.
Milli bayramlarda sadece tören değil, kadın kahramanların hikâyeleri anlatılmalı. Lozan’ın kadınlarla kazanıldığı, Cumhuriyet’in kadınlarla yükseldiği her nesle öğretilmeli.
Ve yerel kahramanlar görünür kılınmalı. Urla’dan Gördes’e, Kastamonu’dan Erzurum’a kadar kadın kahramanların isimleri meydanlara, okullara, üniversitelere verilmelidir.
Çünkü kahramanlarını unutan millet, geleceğini de unutur.
Kadını küçümseyenleri ayıplamak yetmez; teşhir etmek gerekir. Çünkü kadını küçümsemek, Cumhuriyet’i küçümsemektir. Lozan’ın tokadı, hâlâ yüzlerinde patlıyor.
