Çok acayibiz biliyor musunuz?
Ben öyle düşünüyorum…
Herkesin bizim düşündüğümüz gibi düşünmesini istiyoruz.
Herkesin bizim tuttuğumuz takımı tutmasını istiyoruz.
Herkesin bizim savunduğumuz fikirleri savunmasını istiyoruz.
Hatta bizim savunduğumuz şekilde savunmasını…
Ve işin enteresanı, farklı bir görüşe, farklı bir argümana, farklı bir tartışma ortamına tahammülümüz yok.
Hemen şişiveriyoruz.
Sesimizi yükseltiyoruz.
Çünkü bizim için “haklı olmak” önemli.
O yüzden de kavga ediyoruz.
Tartışıyoruz, “hayır, öyle değil, böyle değil…” sesimizi yükseltiyoruz, bağırıyoruz, çağırıyoruz.
Oysaki önemli olan haklı olmak ya da olmamak değil ki ya.
Yani, biriyle kavga ediyorsanız, bir kavganın kazananı yoktur.
Ya kaybedersiniz ya da daha çok kaybedersiniz.
Önemli olan kalp kırmamak.
Önemli olan yargılamamak ki biz bunu da çok yapıyoruz.
Yargılıyoruz.
“Sen kimdensin?”, “hangi taraftansın?”, “Haa. Öyle olmaz, böyle olmaz…”
Karşılıksız sevebiliyor musunuz?
Karşılıksız…
Sebepsiz…
Birini, herhangi birini, insan olarak karşılıksız sevebiliyor musunuz?
Savunduğu fikirleri. İnandığı şeylerden, tuttuğu takımdan bağımsız birini sevebiliyor musunuz?
Sadece onu sevebiliyor musunuz?
Bakın ne kadar zor bir şey söyledim.
Valla zor bir şey. Sevebiliyor musunuz?
Ona iyilik yapabiliyor musunuz?
Hatta zaman zaman siz haklı olduğunuzu bilseniz dahi bir sebepten dolayı özür dileyebiliyor musunuz?
+++
Egomuzu kontrol edemediğimiz sürece egomuz bizi kontrol etmeye devam edecek.
Ve dışarıda şikâyet ettiğimiz şeyler devam edecek.
Çünkü bakış açınızı değiştirmezseniz, böyle daracık bir yerden bakmaya devam ederseniz hep aynı şeyi göreceksiniz.
Hep aynı şeyi görüp “haklıyım” diyeceksiniz, kafanızı çevirmediğiniz için…
Ya da şu “haklıyım” mevzusunu bir yana bırakıp “ben haklı değil, mutlu olmak istiyorum” diyeceksiniz belki.
Çünkü mutlu olmak, haklı olmaktan daha değerli.
