Özel günlerdeyiz…
Düşünmemiz gereken günlerde.
Başka şeyleri, farklı bakış açılarını anlamaya çalışmamız gereken günlerde.
Çoğumuzun yanlış yaptığı şeyler vardır:
Geçmişi değiştiremezsiniz.
Değişmez.
Ve başka insanların sizin hakkınızdaki düşünceleri de sizi tarif etmez.
Ve biz başka insanları ve eskiden yaptıklarımızı o kadar önemseriz ki bütün hayatımızı bunun üzerine kurgularız. Pişmanlıklarla yaşarız. Üzülürüz, pişman oluruz.
Oysaki geçmiştir. Bitti artık. Tamam. Yanlış yaptık, evet. Onun bir cezası da olmuştur. Hayat bir şekilde bir karşılık vermiştir buna ama ödenmiştir ve geçmiştir.
“Keşke yapmasaydım” deriz.
“Keşke” demek hiçbir şeyi değiştirmez. Sadece kalbiniz, karnınız, biraz da başınız ağrır.
O kadar da başkalarını takarız ki; bizim hakkımızda ne düşündüklerini o kadar düşünürüz ki; hayatımızı onlara göre kurgularız.
Bir de başkalarının bizim hakkımızda, bazen de bizim başkaları hakkında çok sık kullandığımız bir söz vardır.
“Abi ben senin yerinde olsaydım…”
Sakın!
Sen benim yerimde olamazsın.
Benim yerimde olabilmek için, benim annem – babamın çocuğu olman lazım, benimle aynı okula gitmen, aynı mahallede yaşaman, aynı zorluklarla büyümen, aynı varlık ve yokluklarla büyümen, aynı kadınlara âşık olman, aynı zekâ ve düşünce yapısına sahip olman vs. gerekir.
Yok öyle bir hayat…
Sen benim yerimde olamazsın!
Ben de senin yerinde olamam.
O yüzden herkesin tecrübesi, deneyimi ona özel, ona özgüdür.
“Ama beni yaptıklarımdan dolayı hep yargılıyorlar”
Hep yargılayacaklar.
İnsanlar yargılamaya bayılırlar.
Kendisi gibi olmayan, kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi görmeyen herkesi ve her şeyi yargılarlar.
“İnsanlar” derken hepimizden bahsediyorum.
Sanki “ben bunun dışındayım” demiyorum.
Hepimiz bunu yapıyoruz.
Yargılıyoruz.
Hem de çok…
“Şunu yaparsam mutlu olacağım” , “bunu alırsam mutlu olacağım” diyorsanız yanılıyorsunuz.
Niye biliyor musunuz?
Mutluluk ya içinizdedir ya da değildir.
Mutluluk bir karar.
Sabah uyandığınızda bir karar veriyorsunuz: “ben bugün mutlu olacağım” ya da “ben mutsuzum”
Bu kadar.
Yoksa, çok güzel bir saat satın aldığınız zaman veya ayakkabı, araba, ev, uçak, gökyüzü… Hiç fark etmez.
İnanın bana, size mutluluk getirmiyor.
O an azıcık bir kıpırtı… Sonrası yok.
Ne düşünüyorsanız öyle oluyorsunuz.
Ya da daha Türkçesi, insanların düşünceleri ruh hallerini etkiliyor mu?
Etkiliyor.
O yüzden hepimiz düşündüğümüz insan oluyoruz. Dolayısıyla güzel şeyler, iyi şeyler düşünmek lazım.
Ve gülümsemek lazım.
Çünkü bu gülümseme bulaşıcı bir şey başkasına da geçiyor, siz gülümserseniz.
Ve unutmayın.
Bu “iyilik” denen şey ücretsiz. Bedava yapabiliyorsunuz.
Çok da iyi geliyor insana.
Hele bu günlerde…
Getirisi mükemmel…
Ve hepsinden ötesi arada bir “durmak” gerekiyor.
Durup, nerede olduğunuzu görüp, devam etmek gerekiyor.
Öbür türlü harala gürele, belki de hiç istemediğiniz bir yere doğru gidiyorsunuzdur.
