Bazı ziyaretler vardır, takvim yapraklarında kalır. Bazıları ise yıllar geçse de bir kentin hafızasında yaşamaya devam eder. Mustafa Kemal Atatürk’ün Urla’ya gelişi de işte böyle bir anlam taşır.
Bugün Urla’nın taş sokaklarında yürürken, denize doğru uzanan yollarında dolaşırken ya da iskelede gün batımını izlerken insan ister istemez geçmişe gidiyor. Cumhuriyet’in kurucusunun bu güzel Ege kasabasını ziyaret ettiği günleri düşünüyor.
Atatürk, yalnızca savaş meydanlarının büyük komutanı değildi. Aynı zamanda halkını tanımak isteyen, ülkesinin her köşesini görmek isteyen bir devlet adamıydı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında gerçekleştirdiği yurt gezileri bunun en önemli göstergesidir. Çünkü o, milletin nabzını tutmanın Ankara’daki makam odalarında değil, halkın arasında mümkün olduğuna inanıyordu.
Urla da bu ziyaretlerden birine ev sahipliği yaptı.
Düşünün; Cumhuriyet henüz genç, ülke büyük bir dönüşüm içinde. Eğitimden tarıma, ekonomiden sosyal yaşama kadar her alanda yeni bir dönem başlamış. Atatürk ise bu değişimin yalnızca kâğıt üzerinde kalmasını istemiyor. İnsanların ne düşündüğünü, neye ihtiyaç duyduğunu, geleceğe nasıl baktığını öğrenmek istiyor.
Belki de Urla’nın verimli topraklarına baktığında üretimin önemini düşünüyordu. Belki kıyıda çalışan balıkçıları izlerken emeğin değerini hissediyordu. Belki de karşılaştığı çocukların gözlerinde Cumhuriyet’in yarınlarını görüyordu.
Bugün bunları kesin olarak bilmemiz mümkün değil. Ancak bildiğimiz bir şey var ki Atatürk gittiği her yerde insanlara umut bırakıyordu.
Urla’nın tarihine baktığımızda bu umudun izlerini görmek mümkündür. Cumhuriyet’in aydınlanma hareketiyle birlikte eğitim olanaklarının artması, üretimin teşvik edilmesi, kadınların toplumsal hayata daha güçlü katılması ve çağdaş yaşam anlayışının benimsenmesi, Atatürk’ün ortaya koyduğu vizyonun yansımalarıdır.
Aslında mesele yalnızca bir ziyaretin hatırlanması değildir.
Asıl mesele, o ziyaretin taşıdığı anlamı kavrayabilmektir.
Atatürk’ü anmak; onun geçtiği yolları ezberlemekten çok, gösterdiği yolu anlayabilmektir. Bilime değer vermek, aklın rehberliğinde ilerlemek, üretmek, sorgulamak ve Cumhuriyet’e sahip çıkmaktır.
Bugün Urla kültürüyle, sanatıyla, edebiyatıyla ve doğal güzellikleriyle Türkiye’nin en özel ilçelerinden biri olarak anılıyorsa bunda Cumhuriyet’in açtığı ufkun payı büyüktür.
Ege’nin rüzgârı her gün yeniden eser.
Deniz her gün yeniden kıyıya vurur.
Ama bazı izler silinmez.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Urla’ya yaptığı ziyaret de bu ilçenin hafızasında yaşayan, nesilden nesile aktarılan değerli izlerden biridir.
Bizlere düşen görev ise yalnızca o izleri korumak değil, onları geleceğe taşımaktır.
Çünkü Cumhuriyet, ancak onu yaşatan insanların omuzlarında yükselmeye devam eder.
