Sevgili Okurlarım,

Uzun bir ayrılıktan sonra yine beraberiz. Yaklaşık on aydır sağlık problemleriyle uğraştım ve hastaneler ile sağlık kuruluşları arasında mekik dokudum. Bu nedenle çok istememe rağmen sizlerle beraber olma şansım olmadı. Bundan böyle sağlığım elverdiği sürece sizlerle değişik konularda yaptığım araştırmaları ve güncel olayları sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Bu sürede ‘küresel ısınma’ beklemedi, özellikle hızlandı.

Son bir yıl içinde (2024–2025) küresel ısınma açısından öne çıkan en önemli değişiklik, artık bunun “gelecek bir risk” değil, ölçümlerle doğrulanmış bir eşik aşımı haline gelmiş olmasıdır. Kısa ve net başlıklar hâlinde özetleyeyim:

1,5 °C eşiği fiilen aşıldı.

2024 yılı, küresel ortalama sıcaklığın sanayi öncesi döneme göre yaklaşık +1,55 °C olduğu ilk yıl oldu. Paris Anlaşması’ndaki 1,5 °C sınırı “uzun vadeli ortalama” için geçerli olsa da tek yıl bazında aşılması çok kritik bir psikolojik ve bilimsel dönüm noktasıdır.

Bilim insanları artık “ne zaman aşılacak?” yerine “ne kadar süreyle aşılmış kalacak?” sorusunu sormaktadır.

Bu arada okyanus sıcaklıkları rekor kırdı. (en tehlikeli gelişme olarak kayda geçti)

Deniz yüzeyi sıcaklıkları, ölçüm tarihinin en yüksek seviyelerine çıktı.

Bu durum: Aşırı hava olaylarını beslemekte ve El Niño etkisini güçlenmektedir. Balıkçılık ve mercan resifleri için büyük risk yaratılmaktadır.

Okyanuslar ısındıkça, iklim sisteminin “freni” zayıflıyor. Aşırı hava olayları artık “istisna” olmaktan çıktı.

Son bir yılda:

Akdeniz havzasında çok uzun süren sıcak hava dalgaları ve orta Avrupa’da olağanüstü seller ayrıca Kanada, Yunanistan ve Türkiye dâhil birçok ülkede rekor orman yangınları yaşandı. Bunlar tek tek olaylar değil; yeni iklim düzeninin belirtileri.

Küresel karbon salımı 2024’te yeniden rekor kırdı. Yenilenebilir enerji hızla artsa da kömür–petrol–gazdan çıkış hızı yetersiz.

“İklim şokları” yaşamaktayız

Sonuç olarak;

“Son bir yılda değişen şey, küresel ısınmanın artık bir senaryo değil, ölçülmüş bir gerçek haline gelmiş olmasıdır.” Türkiye odaklı, kısa ama köşe yazısında doğrudan kullanılabilecek bir özet sunuyorum:

Türkiye açısından son bir yılda küresel ısınmada ne değişti?

Son bir yıl, küresel ısınmanın Türkiye için artık “uzak bir çevre sorunu” değil, gündelik hayatı ve ekonomiyi etkileyen yapısal bir risk haline geldiğini açık biçimde gösterdi.

Türkiye ise ortalamanın üzerinde ısınmakta olup yaz mevsimleri uzadı, gece sıcaklıkları düşmez oldu ve şehirlerde ısı stresi kalıcı hale geldi.

Bu durum özellikle yaşlı nüfus ve kronik hastalıklar açısından ciddi bir sağlık riski yaratmaktadır.

Bunlara ilave olarak Kuraklık “geçici” olmaktan çıktı ve iç Anadolu, Ege ve Güneydoğu’da meteorolojik kuraklık, tarımsal kuraklığa dönüştü. Baraj dolulukları mevsim normallerinin altına indi. Artık sorun “yağmur yağmaması” değil, yağış rejiminin bozulmasıdır.

Aşırı yağış ve sel çelişkisi

Türkiye aynı yıl içinde hem kuraklık hem de ani ve yıkıcı sel riski ile yaşamaya başlamıştır.

Karadeniz ve Marmara’da kısa sürede düşen aşırı yağışlar: Can kayıplarına, altyapı hasarına yol açmaktadır. Orman yangınları yeni bir aşamaya geçmiştir. Ege ve Akdeniz’de yangınlar daha hızlı yayılmıştır.

Bu, iklim değişikliğinin tipik bir imzasıdır.

İşte sevgili okurlarım; Küresel ısınma bu sürede hız kazanmış ve hızla daha tehlikeli hale gelmektedir.