Advert

29 EKİM’İN SIRRI

Göksel KAYSERİ

27-10-2022 19:03

Büyük fedakârlıklar ve kanla kazanılan özgürlüğümüzün teminatı Cumhuriyetimizin ilanının 96. Yılını coşkuyla kutlamaya hazırlanırken, daha önceden dikkatimden kaçmış bir diyaloğu fark ettim.

Fahrettin Altay Paşa ile Atatürk arasında geçen diyaloğu Prof. Dr. Metin Kale'nin Cumhuriyet Gazetesi'ndeki yazısından hoşgörüsüne sığınarak alıntılıyor, bu bilgileri bizlere ulaştırabildiği için de kendisine ve Cumhuriyet Gazetesi’ne teşekkür ediyorum.

“Cumhuriyetin ilanından 2 yıl sonra, Ekim 1925’te Fahrettin Altay Paşa Çankaya’da Atatürk’ün misafiridir. Zihnini hep meşgul eden, Cumhuriyetin niçin ve neden 29 Ekim’de ilan edildiğini öğrenmek ister. Anlattıklarına kulak verelim: “Atatürk hep mazlum bir millet derdi. Cumhuriyetin ilanından epey bir süre geçmişti. Ben de, hep neden 29 Ekim diye kendi kendime sormuşumdur. Bir gün Çankaya’da sofra dağıldıktan sonra, ‘Paşam benim dikkatimi çekmiştir. Hep düşündüm. 30 Ekim 1918 günü mütareke ilan edildi. Adana’daki karargâhınızdan Başkent’e (İstanbul’a) verdiğiniz şifreyi hatırlıyorum. Şimdi aradan zaman geçti, Cumhuriyet’imizin ilanının 29 Ekim gecesine gelmesi acaba bir tesadüf müdür? Üç gün evvel, beş gün sonra da olabilirdi’ diye sordum”. Bunun üzerine Atatürk şunları söylüyor:

“Mütarekenin ilk günlerini hatırlarsın. Saray ve hükümet teslimiyeti kabul etmişti. Hükümet sarayın, saray da İtilaf Devletleri’nin elinin altına girmişti. Saray bu halinden memnundu. Fakat ben bunu kabul edemezdim. Buna karşı koymakla bir çıkış yolunu temin ederek, bu mazlum milleti tarih sahnesinden silmek, ortadan kaldırmak isteyenlere karşı harekete geçmek için kendimi vazifeli saymıştım. Dünyada tek başımıza idik, fakat benim inandığım ideale benimle beraber olanlar da bağlandılar ve netice hasıl oldu. Mütareke 30 Ekim 1918’de imzalanmıştı. Vatan parçalanmış, istilaya uğramıştı. Peki, 30 Ekim 1918’den bizim İzmir’e girdiğimiz tarih olan 9 Eylül 1922’ye kadar kaç yıl geçti? Dört yıl. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyeti ilan ettik. İşte beş yıla sığdırdığımız büyük inkılap, bizim yaşadığımız şartlara duçar olmuş, hangi milletin tarihinde vardır? Bu mazlum millet kendisinin hakkı olan yere ulaşmıştır, çektiğimiz acıların, sıkıntıların en büyük mükâfatı işte budur. Bütün dünya bunu görmüştür. Daha da görecekleri vardır. Beni en çok mesut eden hadise, bu mazlum milletin hak ettiği bu yere gelmesidir. Sen benim 30 Ekim 1918 sonrası günlerdeki çektiğim azabı bilirsin. Yanımdaydın. Mondros 30 Ekim’dir. Cumhuriyet 29 Ekim. İşte bu da bir milletin, mazlum bir milletin ahıdır. Sanırım ki o zamanki devletler bunu anlamışlardır.” Atatürk bir an durdu, Fahrettin Paşa’ya baktı ve sonra elini masanın üzerine vurarak: “Deyiniz ki, bu tarihten silmek istenilen bir milletin öcüdür…” Fahrettin Altay’ın “Ama bundan hiç bahsetmediniz” demesi üzerine, Atatürk “Övünmek olur, övünmek benimle beraber mefkûreye inananların, milletin, ordunun hakkıdır” der. Fahrettin Altay’ın Atatürk’ün bu olaya bakışıyla ilgili düşüncesi şudur: “…Cumhuriyetin ilanı üç gün önce, iki gün sonra da olabilirdi. Bazı akımlar vardı, onlara karşı harekete geçmişti. Ama dikkatimden kaçmayan husus, müzakerelerin bir an evvel bitmesini istemesiydi. Adana’dan İstanbul’a verdiği şifrede yanında bulunduğum için, mütareke koşullarına olan şiddetli itirazını ve o günkü azabını çok iyi biliyordum. Diyelim ki, bu bir milletin öcüdür sözünden bir netice çıkarabiliyorum, belki iki neticeyi birden elde etmek istemişti.”

“Dâhi odur ki, ileride herkesin takdir ve kabul edeceği şeyleri ilk ortaya koyduğu vakit herkes onlara delilik der” diyen Atatürk, Cumhuriyetin tarihini seçerken bile, dünyaya ve Türk ulusuna bir deha örneği daha göstermiş oluyordu.

Her anlamı ile büyük Türk ulusunun öz ve aziz malı olan Cumhuriyet, kıymetli evlatlarının elinde daima yükselecek ve sonsuza dek yaşayacaktır.”

Çok yıldızlı değil, Ay – Yıldızlı bayrağın altında, Türk olmayı onur, Atatürkçü olmayı gurur, Müslümanlığı inanç sayanların 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı saygı, sevgi ve gururla kutluyorum.

Not: Gazetemizin 29 Ekim 2019 sayısında yayınlanan makalemin tekrarıdır.

 

DİĞER YAZILARI MIZRAK 01-01-1970 03:00 31 MART’TA NELER OLDU? 01-01-1970 03:00 BOĞAZLARDA SATRANÇ HAMLELERİ 01-01-1970 03:00 URLA HAVAALANI 01-01-1970 03:00 Ağacın kurdu içinde olur 01-01-1970 03:00 URLA SİYASET SARMALI 01-01-1970 03:00 Urla Belediye Başkanı kim olacak? 01-01-1970 03:00 Allah Urlalıya sabır versin! 01-01-1970 03:00 Seçimlere hazır mıyız? 01-01-1970 03:00 BU BİR İHBARDIR 01-01-1970 03:00 URLALIYA KIŞ KIŞ 01-01-1970 03:00 DERS ZİLİ ÇALDI 01-01-1970 03:00 ISSIZ ADA 01-01-1970 03:00 KARIŞIK İŞLER 01-01-1970 03:00 NE YAKINIYORSUN? 01-01-1970 03:00 URLALI KENDİNİ VURDU 01-01-1970 03:00 GAZETECİ İSTEMİYORLAR 01-01-1970 03:00 “Urla’da çay da mı içmeyelim?” 01-01-1970 03:00 URLALILARA YOL GÖRÜNDÜ 01-01-1970 03:00 KARNE ZAMANI 01-01-1970 03:00 URLA DÜŞTÜ! 01-01-1970 03:00 MEŞHUR HAREKET 01-01-1970 03:00 Nerede o eski bayramlar? 01-01-1970 03:00 ÇAKALLIK 01-01-1970 03:00 BOĞAZLARDA SATRANÇ HAMLELERİ 01-01-1970 03:00 PANKART KRİZİNİN URLA İLE İLGİSİ YOK 01-01-1970 03:00 MÜTEAHHİTLİĞİN YASASI YOK! 01-01-1970 03:00 ALTI ATTIK, BİRİNİ GERİ ALDIK 01-01-1970 03:00 Çok mu zor “bilmiyorum” demek? 01-01-1970 03:00 Hoş geldin 2023 01-01-1970 03:00 AĞLATAN ÖYKÜ 01-01-1970 03:00 ATATÜRK 10 KASIM’DA ÖLMEDİ 01-01-1970 03:00 HOLLYWOOD URLA 01-01-1970 03:00 TARKAN’DAN SUBLİMİNAL BOMBARDIMAN 01-01-1970 03:00 SİZ UYURKEN NELER OLDU? 01-01-1970 03:00 Urla’da Engelsiz Cami, Engelsiz İbadet 01-01-1970 03:00