Sevgili Okurlarım,
Akkuyu Nükleer Güç Santralı, Türkiye’nin ilk nükleer güç santrali olma özelliğini taşımaktadır. Yapımına 2010 yılında başlanmış olup Rusya ile yapılan bir iş birliği kapsamında inşa edilmektedir. İlk reaktörün 2023 civarında devreye girmesi hedefleniyordu, ancak çeşitli gecikmeler yaşanmaktadır. Aslında dört üniteden bir tanesinin bu yıl içinde işletmeye alınması öngörülmekle beraber bu yıl içinde devreye alınması çok zor görünüyor. Uluslararası ilişkiler ve ekonomik koşullar bir reaktörün devreye alınmasında sorunlar oluşturuyor kanaatindeyim.
Bu proje yürürlüğe girdiğinde artıları arasında enerji bağımsızlığı, düşük karbon salınımı ve yerli enerji üretimi vardı. Ancak işler beklenildiği gibi yürümedi. Beklenenin aksine maliyet ve ekonomik istikrarsızlık, güvenlik endişeleri, yeterli kamuoyu oluşturulmaması ve çevresel etkiler olumsuzlukların ana nedeni olarak gösterilebilir.
Bu projeyi Rusya’dan Rosatom üstlenmiş ve santralin dört reaktörden oluşması ve toplamda yaklaşık 4.8 gigavat elektrik üretimi hedeflenmiştir. Ayrıca, santralın Türkiye’nin enerji ihtiyacını karşılamada önemli bir rol oynaması hedeflenmektedir. Bu proje aynı zamanda Türkiye-Rusya ilişkilerinde de önemli bir adım olarak görülmektedir.
Nükleer santralın işletme hakkı ilk etapta Rusya’ya verilmiş ve yaklaşık 25 yıl boyunca Rusya yönetiminde kalacaktır. Başka bir ifadeyle, santral 25 yıl Türkiye topraklarında Rusya’nın sahibi ve işletmecisi olarak devam edecektir. Bu sürecin sonunda ise santral Türkiye’ye devredilecek. Fiyat konusunda ise, santralin üreteceği elektrik fiyatı piyasa koşullarına ve yapılan anlaşmalara bağlı olarak belirlendiği belirtilse de oldukça yüksek rakamla Türkiye’ye satılacaktır. Genellikle uzun vadeli anlaşmalarla sabit fiyatlar ya da belirli bir fiyat artış oranı üzerinden ilerlenmektedir. Bu anlaşma ne kadar doğrudur. Tartışılmalı.
Ancak unutulmaması gereken nükleer santralların üretimi kw başına 2-3 cent/dolardır. Rusya ile yapılan anlaşma uyarınca Türkiye 25 yıl boyunca başka bir ek artış olmadığı takdirde kw başına 12 cent/dolar civarında ödeme yapacaktır. Normalde fosil yakıtlardan daha ucuz olan nükleer santrallardan elektrik üretimi maalesef bize oldukça pahalıya mal olacaktır.
Diğer önemli bir konuda Nükleer santrallerin çevresel etkileridir. Bu konuyu birkaç başlık altında inceleyebiliriz. Öncelikle, nükleer atıkların güvenli bir şekilde depolanması çok önemli; çünkü bu atıklar uzun vadede çevresel risk oluşturabilmektedir. Rosatom 25 yıl santralı işlettikten sonra atıkların durumu ne olacak? Bu durum ayrıntılı bir şekilde incelenerek çözümlenmeli.
Ayrıca, santrallerin soğutma işlemleri sırasında kullanılan sıcak suyun, yerel su ekosistemlerine etkisi de göz önünde bulundurulmalıdır. Bunun yanında, kazalar ya da sızıntılar gibi durumlar, çevreye radyoaktif maddelerin yayılmasına sebep olabilir. Bu tür riskleri minimize etmek için sıkı güvenlik önlemleri, düzenli denetimler ve ileri teknoloji kullanımı tercih edilmelidir.
Ayrıca Nükleer Santralin finansman modeline ilişkin de sorunlar halen tartışılmaktadır. Buna göre santralin mülkiyetinin ve işletme haklarının tamamen Rusya Federasyonu'na ait olduğu, bu durumun ülkelerin egemenlik hakları açısından sıkıntılar doğurduğu gerçeği unutulmamalıdır.
Nükleer enerjinin karbon salmadığı için temiz enerji olarak gösterildiği ve kullanımının iklim değişikliğini durdurmayı sağlayacağı doğrudur. İklim krizi sellerle, fırtınalarla, yangınlarla gündelik yaşamımızda kendini hissettirirken ve gidişatın durdurulması enerji üretim ve yöntemleri dâhil acil çözümler gerektirmektedir.
Dilerim, Türkiye kendi topraklarında bütün mülkiyeti ve üretimi Rusya’ya bırakılmış Nükleer Güç santralından yeterli faydayı sağlar.
