aşkı

göğsünde uçuşan kelebeklere benzetenleri

belli belirsiz bir kederle izler

üzülür duyumsarım...

aşka kelebeğin ömrü kadar

ömür biçtiklerini o an bilmezler...

oysa aşk

sen neye benzetirsen odur

döner dolaşır benzettiğin şey olur...

ve aşk

kelebeklerin göğsümüzde uçuşması kadar

uçuş uçuş bir tablo gibi naif değildir çoğu zaman...

aşk

denizin karşısında oturmaya

uçan martıları izlemeye

gece yakamozlara ve aya

ayın denizden kalbine akan şavkına da benzemez

onlardan ilham alır zaman zaman...

aşk

ruhumuzun hırçın vadisindeki

sarp kayalıkların arasında deli gibi koşturan

yaban atlarına benzer...

hayatta kalmak için

dövüşen

şahlanan

karın metrelerce altındaki otu bulan

dizginlenmesi mümkün olmayan yılkılardır aşk

nereye isterse oraya koşan...

/Rabia Sümerval