marmara adasının

bir köyü vardı

'çınarlı'ydı adı

köylüleri öyle tatlı karadeniz şivesiyle konuşurdu ki

sanki ağızlarından bal damlardı

çivit mavisi evlerde kalırdık

evlerin denize açılırdı kapıları

çardaklı bahçelerin taşlıklarında yumuk yumuk kedi yavruları

çivit mavisine yakın olurdu gözleri

ahşap doğramalarda sineklik

yatak odalarında cibinlik

yaşlı bir karı koca vardı

sabahları iskelenin tam karşısında

hamur kızartıp üstüne pudra şekeri dökerler

nar gibi kızaran hamurun kokusu sahilde tütsülenirdi

akşam üstleri kızarttıkları çiğ börekler tavada davul gibi şişerdi

bir tane dondurmacısı vardı

adamın 'koreli'ydi lâkabı

sadece kaymaklı dondurma yapardı ki külahtan süt damlardı

köyün erkekleri

tiril tiril çividi beyaz gömlek giyerdi

kadınları çalışkan fıldır fıldır desenliydi şalvarları

denizi duru su gibi

kıyıları menevişli

açıklar çividi mavi

balığın ıstakozun envai çeşidi

kalabalık sofraların besiye çekilen çocuklarıydık sanki

en muazzam

en görkemli çınar ağaçlarını ben bi tek orada gördüm

hele o çınarların kökleri

patika patika

daracık sokaklara varıncaya kadar takip ederdi bizi

yaz akşamları toplu halde gülüp ağladığımız

bir yazlık sineması vardı

çekirdeği ay çiçeğinden koparıp tane tane yerdik

çocukluğumuz işte öyle duru temiz

öyle lezzetli ve biricikti

ve işte böyle okudukça güzelleşen şiirler gibiydi

güzel bir şiiri okur gibi okundu çocukluğumuz

okuduk şiir gibi bitti çocukluğumuz... /Rabia Sümerval