gün doğumu veya gün batımı saatlerinde

aklıma geliyorsun...

önce çekili bir perdeden hüzün gibi içime sızıyorsun

sonra perde açılıyor

öfkem beliriyor...

öfkem köz rengi turuncu

öfkem bir tütsüden ip gibi incecik bir duman

kıvrılarak göğe yükseliyor

öfkem amber ve tarçın kokuyor...

dile gelmemiş öfke insanı delirtiyor

söylenmemiş sözler

sözcük dağırcığımın ortasına bomba gibi düşüyor...

o an biri "haklısın... çok haklısın..." dese

o haklılığımı ayaklarımın altında çiğneyip

uçurumdan itip lime lime edecek kadar

öfkeliyim kendi haklılığıma bile...

öfkeliyim sadece

bir tek öfke

içinde kin yok nefret yok

öç yok kısas yok

başlı başına ve tek başına öfke...

söylenmemiş sözler peşimi bırakmıyor

dev aynasının karşısına oturtmuş

yüksek bir dağın zirvesine ellerimle çıkarmışım seni...

aynayı tuzla buz etsem

dağın zirvesinden

sürüye sürüye tutup indirsem verdiğim değeri

ağustos sıcağında öfkem soğur belki...

öfkem bir tütsüden ip gibi incecik bir duman

kırılarak göğe yükseliyor

öfkem amber ve tarçın kokuyor... /Rabia Sümerval