Bir insanı kalabalıkta yalnız bırakmak istiyorsanız, önce alkışlayın.

Sonra susun.

Sonra arkanızı dönün.

Sonra sanki hiç tanımamış gibi yapın.

 

Kalabalıkların ortasındasın...

Gülüşmeler, konuşmalar, ekran ışıkları, sesler, sözde dostlar, akrabalar...

Ama içinden bir ses bağırıyor:

“Kimse beni duymuyor.”

 

Bir bakarsınız, salon doludur, ama biri yoktur.

Asıl yalnızlık işte odur.

İşte en ağır yalnızlık bu.

Fark edilmeden yaşanan, tarif edilemeyen, “herkesle birlikteyken” yalnız kalınan.

Sorma neden... Çünkü o yalnızlık bazen en yakınından gelir.

Dostoyevski yazmış: “İnsan bazen en çok sevdiklerinin arasında yalnız kalır.”

Doğrudur.

Çünkü doğruyu söyleyen, en çok sevdiklerini karşısına alır.

 

Öyle zaman olur ki...

Evladın bile sana dönüp “Bu kadar çaba neden? Kimin için?” diyebilir. Doğrular için benden zaman çaldın, diyebilir.

İşte o anda sessizce doğrulursun.

Çünkü bilirsin, hakikat yalnız yürür.

 

Atatürk, Nutuk’u yazarken de okurken de yalnızdı.

Salonda oturanların çoğu neye odaklıydı acaba?

O, bir milletin kaderini yazarken, çoğu o yazının satır aralarına bakmış mıydı acaba?

 

Acaba en kötü yalnızlık yaşadığın ama farkında olmadığın yalnızlık mı? Ne kadar hızlı fark edersen o kadar iyi...

 

Atatürk, Samsun’a çıktığında yalnızdı.

İstanbul’dan arkadaşı Ali Fuat’a mektup yazdı:

“Yalnızım... ama milletin inancı bana güç veriyor.”

Bugün ‘Atam izindeyiz’ diyenler, o gün onun yanında kaç kişiydi?

Bir elin parmaklarını geçmiyordu.

 

Galileo dedi ki, “Dünya dönüyor.”

Papa dedi, “Dönmüyor.”

Galileo yalnız kaldı.

Ama dünya dönmeye devam etti.

 

Van Gogh’un bir tek tablosunu bile hayattayken kimse almadı.

Yalnızlıktan kulağını kesti.

Bugün o tablolar, milyarlar ediyor.

Ama Van Gogh hâlâ yalnız.

 

Sivas Kongresi’nde Atatürk’e, “Seninle değiliz” diyen arkadaşları oldu.

Ama o yine de “Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” dedi.

Yalnızdı.

Ama doğruydu.

Çünkü yalnızlık bazen, cesurların rütbesidir.

 

Bir fıkra anlatayım:

Temel, gemide batmakta olan arkadaşını kurtarmaya çalışıyormuş.

Yanındakiler demiş ki: “Boş ver, o sana ne yaptı ki şimdiye kadar?”

Temel cevap vermiş: “Ben adamlık yapıyorum, hesap başka bahara.”

 

İşte mesele bu:

Herkes hesap yapar, adam olan doğru yapar.

 

Bir özlü söz:

“Doğruların kaderi, yalnızlıktır. Ama sonunda kazanan hep onlar olur.”

 

Genç bir bilim insanı, Einstein’a mektup yazar.

Der ki: “Hocam, doğru bildiklerimi söylediğimde, herkes bana sırtını dönüyor.”

Einstein cevap verir:

“Bir insanın değeri, etrafındaki kalabalıkla değil, yalnızken ne yaptığıyla ölçülür.”

 

Son bir şiir:

Kalabalıklar içinden geçtim,

Herkes vardı, ama kimse yoktu.

Bir doğruya sarıldım sessizce,

Yalnız kaldım ama eksik değildim.

 

O yüzden sevgili okur...

Bir gün kalabalıklar seni alkışlamazsa, üzülme.

Bir gün herkes giderse, korkma.

Yalnız kalırsan, doğru yoldasındır.

Çünkü en çok yalnız kalanlar, bir toplumun vicdanıdır.

 

Ve belki de...

Geleceğin asıl umutları, hep sessiz yürüyen, yalnız ama dik duran insanlar olmuştur.

Sen de onlardan biri ol.

Unutma...

Dik durmak, yalnız kalmaktan daha onurludur.

 

H.Cemil Doğru

Eğitim İş Urla Tem

Urla Kent Konseyi Yür.Kr.Üyesi