Pencere Haber Gazetesi
Pencere Haber Gazetesi
KÖŞE YAZISI

Alın Teri 2.0

H. Cemil DOĞRU H. Cemil DOĞRU Yazarın tüm yazıları
07-05-2026 18:04 3 dk okuma 1.132
Paylaş:

İlk çağ…

Adam sabah kalkıyor, çalışıyor.

Akşam oluyor, yine çalışıyor.

Ücret?

Yok.

Sigorta?

Hah!

Adı ne?

Köle.

Ama öyle sıradan bir hikâye değil…

Mesela Antik Mısır…

Piramitler yükseliyor…

Taş üstüne taş…

Ter üstüne ter…

Adını kimse bilmiyor.

Ama firavunun adı altın harflerle.

 

Antik Yunan…

Demokrasi konuşuluyor meydanlarda…

Ama o meydanı süpüren kölenin oy hakkı yok.

 

Roma…

Hukuk yazılıyor…

Ama hukukun kapsamadığı milyonlar var: köleler.

 

Sonra çağlar değişiyor…

İsimler değişiyor…

Ama hikâye?

Aynı hikâye.

Orta Çağ Avrupa’sı…

Toprak ağaları…

Serfler…

Adam toprağa bağlı…

Tapusu yok…

Ama toprağı terk ederse suçlu.

 

Osmanlı’da farklı bir sahne…

Kölelik var mı var ama aynı zamanda lonca sistemi…

Ahilik…

Usta-çırak ilişkisi…

Bir tür meslek ahlakı…

Yani çağdaşlarıyla benzerlikleri var ama yanında bir “insanlık denemesi” de var.

 

Sanayi Devrimi geliyor…

İngiltere’de fabrikalar tütüyor…

Bacalar yükseliyor…

İşçiler çocuk yaşta tezgâh başında…

Günde 14 saat…

Ücret?

“Yaşadın ya, şükret.”

 

Fransa’da işçiler ayakta…

1789…

“Ekmek yoksa pasta yesinler” diyenler…

Sonra pastayı değil, tahtı kaybedenler.

 

Amerika’da başka bir sahne…

Bir yanda özgürlük bildirgesi…

Bir yanda pamuk tarlalarında köleler.

Aynı ülkede iki ayrı gerçek.

 

Köle ile işçi arasındaki fark neydi?

Kölenin efendisi vardı…

İşçinin?

Efendisi yoktu…

Ama patronu vardı.

Ve saat başı “çevrim içi” kontrolü…

Köle zincirle bağlıydı.

İşçi?

Kredi kartıyla.

Köle kaçarsa yakalanırdı.

İşçi kaçarsa…

LinkedIn’de “iş arıyor” diye paylaşım yapar.

 

Sonra birileri çıktı…

“Bu böyle gitmez” dedi.

yüzyıl…

Avrupa kaynıyor…

Kitaplar yazılıyor…

Sendikalar kuruluyor…

Grevler başlıyor…

Chicago… 1886…

İşçiler diyor ki:

“8 saat çalışmak istiyoruz.”

Bugün hâlâ konuşuluyor…

Demek ki mesele sadece saat değilmiş.

 

Birileri birleşti…

Birileri korktu…

Birileri de patron oldu.

Devrimler oldu.

Rusya’da işçi-köylü iktidarı denendi…

Ama zamanla iktidar yine birilerinin cebine sığdı.

 

İşçi ile köylü ayrımı?

Biri fabrikada yoruldu…

Biri tarlada.

Biri makinaya baktı…

Biri toprağa.

Ama Çin’de…

Bir dönem köylü, devrimin ana gücü sayıldı.

Sovyetler’de işçi sınıfı kutsandı.

Ama sonuç?

Yine insan, sistemin içinde sıkıştı.

Akşam eve gidince…

İkisi de aynı şeyi düşündü:

“Yarın yine çalışacağız.”

 

Sonra “işçi” kelimesi yetmedi…

Bir makyaj yapıldı…

“Emekçi” dendi.

Daha havalı.

Daha kapsayıcı.

Ama maaş bordrosu yine aynı.

Emekçi…

Yani emeği olan…

Ama çoğu zaman karşılığı olmayan.

 

Teknoloji geldi…

Almanya’da otomasyon…

Japonya’da robot üretim hatları…

Amerika’da yazılım devrimi…

Robotlar geldi…

Yapay zekâ geldi…

Eskiden işçi makinaya uyum sağlardı.

Şimdi makine… işçiyi işsiz bırakıyor.

Yeni tanım?

“Dijital emekçi”

“Veri işçisi”

“Algoritma kurbanı”

Adam çalışıyor…

Ama patronu insan değil.

Kod.

Mesai var…

Ama saat yok.

Çünkü sistem 7/24 açık.

 

Ve bir adam vardı…

Bu topraklarda…

İşçiye “yük” değil, “değer” dedi.

“En kutsal kazanç alın teridir” dedi.

Cumhuriyetin ilk yılları…

Fabrikalar kuruluyor…

İş Kanunları çıkıyor…

Devlet, işçiyi sadece üretim aracı değil, toplumun temeli olarak görüyor.

O yüzden Cumhuriyet…

Sadece bir yönetim biçimi değil…

Aynı zamanda bir “insanlık projesiydi.”

 

Bugün?

Hâlâ aynı soru:

İnsan mı çalışıyor…

Yoksa sistem mi insanı çalıştırıyor?

 

Bir fıkra anlatayım:

Adamın biri iş görüşmesine gitmiş.

Sormuşlar:

“Tecrüben var mı?”

“Var” demiş.

“Nedir?”

“Hayat.”

Beğenmemişler.

Çıkmış…

Bir robota rastlamış.

Robot işe alınmış.

Adam sormuş:

“Sen ne yaptın?”

Robot demiş:

“Hiç yorulmadım.”

Adam gülmüş:

“Ben de yorulmamayı öğrenirsem… insanlığımı kaybederim.”

 

Ve bir şiir:

Alın teri damlar sessiz,

Nil’den taşar, Tuna’ya iner,

Manchester’da duman olur,

Anadolu’da toprağa siner.

Emeğin adı değişse de,

Hikâyesi aynı kalır,

İnsan insanı unutursa,

Makine dünyayı alır.

 

Son söz?

İşçi, köle, emekçi…

Adı ne olursa olsun…

İnsan…

İnsandır.

Ve bir gün…

Gerçek devrim…

İnsanın kendini hatırlamasıyla olur.

(Yüreginde Anneliği Hisseden Tüm Kadınlarımızın Anneler Günü'nü kutlarım.10 Mayıs'ta Nohutalan Köyü'ndeki Programımıza Bekleriz)

Bu yazıdaki görüşler yazarına aittir, Pencere Haber Gazetesi yayın politikasını yansıtmayabilir. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.

H. Cemil DOĞRU — Diğer Yazıları

Tümü

Yorumlar

12 değerlendirme
Editoryal moderasyon aktif

Yorum Yaz

Yorumunuz incelendikten sonra yayın ilkelerimize uygun bulunması hâlinde yayınlanır. Hakaret, iftira ve reklam içeren ifadeler reddedilir.

adlı okura yanıt yazıyorsunuz.
0 / 2000

N

Nuray

16.05.2026
Yine çok güzel bir yazı tebrikler Cemil bey????????
DZ

Derya Zobu

10.05.2026
Ne güzel bağlamışsınız sonunu. İnsanın kendini bulması galiba tüm hikaye
MÇ

Muhiddin çetinel

10.05.2026
Çok güzel bir yazı aydınlatıcı bilgi verici,tebrik ediyorum
NO

NURCİHAN ORHUN Sayın hocam ne güzel anlamışsınız yürekten teşekkürler

09.05.2026
Mükemmel , kaleminize sağlık
GK

Gülhan Kızlarkayası

09.05.2026
SS

Soner Sönmez

09.05.2026
Kaleminize ve ellerinize sağlık
SS

Suzan Sumer

09.05.2026
Muhteşem!
Kaleminiz kırılmasın!
İ

İsmetAybek

09.05.2026
Güzel tahlil kalemine sağlık Cemil.Emekçinin haklarını patronla
rdan daha çok önemseyen bir düzende yaşamak umuduyla
MB

Münevver Beydoğan

09.05.2026
Teşekkür ederim Her zamanki gibi anlamlı bir yazı olmuş
ZT

Zehrin Tabak

09.05.2026
İnsan İnsandır.Ne kadar güzel anlatmışsınız.Cemil Bey i tebrik ederim.
CD

Cenk Demirtaş

09.05.2026
Ellerin dert görmesin Cemil hocam. Yazdıkların bana Marx'ın "yabancılaşma" kavramını ve Efkan Şeşen'in "Dokuz altı yollarında" şarkısını hatırlattı. Ayrıca ben de tüm annelerimize saygılarımı gönderiyorum, günleri kutlu olsun.
EA

Elif Arslan

09.05.2026