"Sen, bir çiçek gibi açarken,

Ben,

bir bahçıvan gibi yanında,

Çok şeyler öğrendim,

seninle yeniden doğdum." Nazım bu dizeleri evladı Mehmet için yazarken, tüm babaların sözcüsü olmayı düşünmüş müdür bilemem ama yüreğinde babalığı hisseden herkes, kelimelere dökemese de bazen bir dokunuş bazen bir bakış bazen hiç fark edilmeyen bir destek ile seni seviyorum, der evladına, bir şekilde...

Evlat; babanın hayata tutunmasının en büyük amacına dönüşmesine kadar geçen süre, babanın babalığı öğrenmesi için geçen bir eğitim dönemi gibidir. Evlat, insanın en derin bağlarını kurduğu, sevginin ve bağlılığın en yoğun yaşandığı ilişkilerdendir ama bir çocuğun dünyaya gelmesiyle başlayan bu ilişki, yaşam boyu süren bir yolculuğa dönüşmesi babalığın öğrenilmesiyle mümkündür. Çocuğuna bakarken sebepsizce gülüyorsan ya da sebepsizce gözünden bir damla yaş süzülüyorsa iyi bir öğrencisindir.

Bir çocuğun ilk gülümsemesi, ilk adımları, ilk sözcükleri ve her ilk, bir babanın kalbinde tarifsiz bir mutluluk yaratır. Her an, hafızada birer hazine olarak saklanır. Bunu söylemek ne kadar kolay gibi görünse de başkasının anlaması o derece zordur. Babalık annelik gibi vücut ev sahipliğiyle başlayan bir ilişki yumağı olmayıp zamanla öğrenilen, gelişen, emekle paylaşımla güçlenen bir sevgi bütünselidir çünkü.

Özdemir Asaf ne güzel yazmış;

"Sevgiyi aradım, buldum,

Sevdayı tattım, yaşadım,

Kalbimde bir ateş,

Evlat sevgisiyle alevlenen."

Evlat sahibi olmak, insanın kendi varlığını bir başka varlıkta sürdürme arzusunu da içerir. Bu bağ, sadece biyolojik değil, aynı zamanda ruhsal ve duygusal bir bağdır. Ölümsüzlüğün peşinde koşanlar evlat sahibi olduklarında gerçek ölümsüzlüğe ulaştıklarını fark edince mi mutlu oldular?

"Bir şiir yazsam sana,

Her satırında sevda,

Her dizesinde umut,

Her kelimesinde mutluluk.” diyor Can Yücel, evladına mı yüklüyor bütün yüreğinden geçenleri, yüreğinden geçenlere mi vücut bulmuş oluyor?

Evladın sağlıklı olmasının ne büyük mutluluk olduğunu, o zamanın en yavaş geçen anlarında, sanki zamanın akışının kişiden kişiye, olaydan olaya değiştiği gibi bir metafor yaratır sende, çocuğunun hastalandığı zamanlarda, sıkıldığı zamanlarda yaşadığı anlarda, insanın elinden ne geliyorsa yaptığı halde eksik bir şey kalmış olmasının ihtimali bile yorar düşüncesini. Okuldaki, gezideki, tatildeki ufak ayrılıklar, gidince ara'lar, varınca ara'lar, merakta koma'lar, sıkı giyin üşüme'ler, kafandaki tüm soruları sıkıştırdığın nasılsın'lar, yorgun beynin yorgun soruları...

Kızım, canımda sızım.

Kızım alnımda yazım.

Kızım gökteki yıldızım.

Kızım ağızda sakızım.

Kızım, canım kızım...demiştim kızımdan ilk kez ayrı düştüğümde...Ayrı kalışlar bile büyük derslerdir, bir arada olamadığın her an birlikte olacağın her anın kıymetini arttırır, niteliğini zenginleştirir. Önemli olanların nasıl farklılaştığının çok zaman sonra fark edersin.

Araştırmalar, evlat sahibi olmanın insan psikolojisi üzerinde derin etkileri olduğunu göstermektedir. Bir evladın varlığı, ebeveynlerin sorumluluk duygusunu artırır, özveriyi ve sabrı öğretir, diyor. Gerçekten de evlat, ebeveynler için en büyük öğretmendir. Öyleki karşındaki küçük insanı anlamak için önce kendini, sonra eşini, sonra kendi ebeveynlerini hatta yaşadığın toplumu anlamaya çalışırsın. “Kendin" olarak başladığın hayata "biz" olarak devam ettirir evlat seni, Sağlığı sağlığın, başarısı başarın, mutluluğu mutluluğuna dönüşür, Ulaşamadığın ilk telefonda kendi anneni-babanı anlamaya başlarsın.

İlk duyduğun ters yanıtta eğitimin bir üst kademeye çıkarken feylesof olma yoluna girdiğini hissedersin. Toplumsal gelişimin, teknolojik gelişimin izleri vurdukça evlatla olan ilişkine sen de gelişirsin, hele karşı koymaların koparttığı ilişkileri görerek. Temeli sağlam attıysan korkmana gerek yoktur, gelişimler o temelde yükselecek, seni yorsa da. Su akacak yolunu bulacaktır. Elma ağacının dibinde elma, armut ağacının dibinde armut misali.  Evladın, senin neyi, neden, nasıl yaptığını, yaşadıklarının kozasından güçlü kanatlarla çıkma sancıları olduğu anlarken sen de onun ayrı bir birey olduğunu iliklerine kadar hissedeceksin. Evladının doğduğu anda başlayan eğitim yolculuğu karşılıklı bir yetiştirme sarmalına dönüştüğü anda mutluluğunuz daim olacaktır.

Yunus Emre "Sevelim, sevilelim, Bu dünya kimseye kalmaz." derken, sevginin insanın yetişmesinde, gelişmesinde, dönüşmesindeki en önemli itici güç olduğunu nasıl vurgulamış değil mi?

Kısacası evlat sahibi olmak, bir nevi yeniden doğmaktır. Her yeni gün, yeni bir keşif, yeni bir mutluluk sebebidir. İyi evlatlar, iyi insanlar olduğunda değmeyin babanın-annenin keyfine kazanan artık " biz " olmuştur. Evlatlarıyla yeniden doğanlara, kendi evladı olsun-olmasın sevgisini toplumun tüm evlatlarına, can dostlara, doğaya verenlere selam olsun.

(Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız insanların nasıl öldüğüne bakın, der Albert Camus. 78 evlat yitip gitti yine… Vah gidenlere vah geride gözü yaşlılara... Ulusumuzun başı sağ olsun.