Kimse kimseyi çantada keklik görmemeli.
Patron çalışanını… eş eşini… dost dostunu…
Çünkü hayatın en büyük yanılgısı, karşıdakinin fedakârlığını bir görev sanmak.
Oysa… nezaket görev değil, nimettir.
Sevgi görev değil, lütuftur.
Saygı görev değil, inceliktir.
Bir çalışanın alın terini görmeyen patronu düşünün.
“Ne yapsam katlanır” der.
Ama çalışan bir gün çekip gittiğinde tezgâh küser, makine susar, iş aksar.
Bir evde eşini küçümseyen, sevgisini hiçe sayan eşi düşünün.
“Alıştı bana, katlanır” der.
Ama eşi sustuğunda evin duvarları bile öksüz kalır.
Bir dostunu yıllarca sömüreni düşünün.
“Ne yaparsam affeder” der.
Ama o dost bir gün kapıyı kapattığında, içeride kalan yalnızlıktır.
Mevlâna ne der?
“Sevgiyle yoğrulmamışsa kalp, taş kesilir.”
İşte o taş kalp, karşısındakinin sabrını da taş sanır.
Ama bir gün çatlar.
Yunus Emre der ki:
“Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz.”
Bugün kendini vazgeçilmez sanan, yarın unutulmuş bir fotoğraf karesidir.
Bir mezar taşında kuruyan çiçek gibidir
Bir fıkrayla süsleyeyim:
Temel, kahvede otururken arkadaşlarıyla tartışmaya başlamış.
“Ula, benim karım bensiz yapamaz” demiş.
Aradan bir hafta geçmiş, arkadaşları Temel’i kahvede dalgın ve düşünceli görünce sormuşlar:
“Ula Temel, hani karın sensiz yapamazdı?”
Temel başını öne eğmiş:
“Dilim dilim dilinesi dilimle dedim de ters köşe yapacağını bilemedim, benden ayrıldı!”
Hayat da böyledir işte.
Kendini vazgeçilmez sanırsın…
Bir bakarsın, sensiz de gayet güzel akıyor.
Bir şiirle devam edelim:
Ne sabır sonsuzdur,
Ne de tahammül.
İnsan kalbi,
Kırılmaya görsün,
Aşk-mevki-para boştur
Geriye dönüş yoktur...
Urla İskele'de yürüyorum. Bir market arabasına yığdığı eşyasını önüne katmış, saçı sakalı birbirine karışmış, bir zamanlar tanınmış üst düzey yönetici olduğu söylenen vatandaş anlatıyor boşluğa. Anlaşılan o ki yakınındakilere dinletemeyince aklındakilerle konuşuyor.
Bütün fedakârlıkları görev sanan, bütün sevgileri mecburiyet bilenler…
Aslında kendilerini kandırıyor.
Çünkü tarih bize defalarca gösterdi:
En güçlü sandıklarımız, bir gün en yalnız kalanlardır. Mezarlıklar, vazgeçilmez mevta ile dolu.
Çünkü hayatın terazisi hep eşitler.
Bugün üstün gibi duran yarın muhtaç olur.
Bugün susturan yarın susar.
Bugün çantadaki keklik sandığın, yarın avucundan uçar.
O yüzden, patron çalışanına konuşurken iki kere düşünsün.
Eş, eşine çıkışmadan önce aynaya baksın.
Dost, dostuna yüklenmeden önce “o olmasa ben ne yaparım?” desin.
Kısacası…İnsan, kimseye mecbur değil.
Çantada keklik diye bir şey yoktur.
Kalpte kıymet vardır.
Sevgiyle, saygıyla, incelikle beslenen kıymet.
Ve herkes, nezaketi, sevgiyi ve saygıyı bir şarta gerek kalmaksızın hak ediyor.
H.Cemil Doğru
Eğitim İş Urla Bşk
Urla Kent Konseyi Yürütme Kurulu Üyesi