Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana...
Ne güzel anlatmış büyük usta Ataol Berhamoglu, yaşamanın ne anlama geldiğini...Bizler temel içgüdülerimiz dışında herşeyi süreç içinde çevremizden öğreniriz,taklitle başlayan öğrenme süreci bir ömür farklılaşarak devam eder...
Üç türlü̈ insan varmış̧; yaşadıklarından, gördüklerinden, duyduklarından, okuduklarından yani çevresindeki her şeyden her zaman bir şeyler öğrenen insan, kendini geliştiren insan. Bir diğer tip sadece kişisel deneyimlerinden, yaşadıklarından öğrenen insan. Diğer grupsa ne yaparsan yap öğrenemeyen insan...
Toplumu her alanda ileriye götürecek insanlar birçok alanda yaptıklarıyla, ürettikleriyle, öne sürdükleriyle, yepyeni kapılar aralar. Bu insan tipi çevresindeki her türlü̈ şeyin, hareket-eylem-bilgi birikimi- yapılanlar-üretimler her ne olursa olsun radarına takılan her şeyden kendine bir pay çıkartır, orayı bir basamak kabul edip, bir üstünü, bir farklı modelini düşünür veya ileri sürer-iddia eder ya da yepyeni bir buluşu tek başına ateşler çünkü o her şeyden, ulaşabildiği her bilgiden kendine bir alan yaratır.
Uygarlık tarihine baktığımız zaman çok önemli olayların gerçekleştiği zaman süreçleriyle karşılaşırız. Öyle zaman süreçleridir ki bunlar birçok keşfin, icadın aynı anda olduğu tarih aralıklarıdır. Hepsi birbirlerini ya etkilemiş ya yol açmıştır. Çok önemli sayabileceğimiz, insanlık tarihini derinden etkileyecek büyük sıçramalar yaratacak buluşlar, keşifler yapılmıştır bu süreçlerde. Sadece kendileri üretmekle kalmayıp, üretimi de derinden etkilemişlerdir, resmen sinerjik süreçlerde.
Birbirine rakip oldukları ya da ortak oldukları zamanlarda olmuştur ama her durumda bilgiyi paylaşmış, bilgiden aydınlanmışlardır.
1200'lerde vatanlarını terkedip Ege Kıyılarına yerlesen kent devletleri kuran Akalar, bugün İyonya medeniyeti dediğimiz gelişim sürecinde tıpta Hipokrat, tarihte Herodot, felsefe'de Diyojen, matematikte Pisagor, Tales ile bilimlerin temelini atmışlar, öğrenmenin, bilgi alışverişiyle kendini geliştirmenin önemini insanlık tarihine kazımıslardır.
1500'lerde Alman bir teolog ve filozof olan ve Reform hareketinin öncüsü olarak kabul edilen Martin Luther ile Reform hareketlerinin Fransa’daki öncüsü olarak kabul edilen Jean Calvin'in fikirleri tartışılırken, Leonardo Da Vinci, Michelangelo Buonarroti, Raffaelo Sanzio gibi önemli sanatçılar birçok eser meydana getirmişler, Kopernik, Batlamyus’un dünyanın evrenin merkezinde hareketsiz durduğu kuramını çürütmüş, Astronomi kökten değişmişti. Modern Anatomi biliminin babası Andreas Vesalius, kadavralar üzerinde yaptığı incelemelere dayanarak gerçekçi bir anatomi kitabı yazmış, bu bilgilerden hekimlerin yanı sıra heykelciler ve ressamlar da yararlanmıştır. Aynı dönemde İngiliz bilim adamı ve düşünür Francis Bacon “Bilginin Gelişimi” adlı kitabında bilimsel gerçeklere ancak gözlem ve deney yoluyla ulaşılabileceğini savunarak modern bilimin temellerini atmış olmuş, öte yandan fabrikalasma süreciyle üretim farklılılaşmış, yeni bir sınıf olan işçi sınıfı tarihteki sahnesine çıkmaya başlarken, iş - ekmek - eşitlik - özgürlük - barış - cumhuriyet fikirleri sınır tanımaz bir şekilde ülkeden ülkeye sıçrıyordu.
İnsanlar, matbaanın kullanılmasıyla, okulların artmasıyla bilgiyi disiplin içinde kuşaktan kuşağa aktarmaya başladıkca öğrenmenin yapısı değismiş oldu.
Bilginin en büyük güç olduğunu anlayan toplumlar sıçramalar yaparken, bilgiye ulaşamayan, bilgi üretmeyen toplumlar geride kalmaya başlıyordu.
Gelinen süreçte artık herkes emindi, esas olan öğrenmeyi öğrenmekti! Öğrenmek için tecrübe etmek şart değildi ama tecrübe eğitimi kalıcı hale getirebiliyordu. Öğrenmeyi öğrenen araştırıyor, inceliyor, soruyor, soruşturuyor, her türlü kaynaktan yararlanabiliyor ve öğrendikleriyle yeni düşünceler, üretimler yapabiliyor.
Günümüzde çocuklarımızın bilgiye ne kadar kolay erişebildigini görürken, toplumun önemli konularda akıldan, bilimden uzak kararlar alabilmesini anlayamayan kesimlerin sancılarını anlamamak mümkün değil ancak öğrenmeyi öğretmedikce, gereksiz bilgileri süzmeyi ögretmedikce, sorgulamayı öğretmedikçe kuru bilgi hiçbir işe yaramıyor. Yorumlayamayan, üretime dönüştüremeyen bilginin sahiplerinin ukalaca öğreticiliğe soyunmasını da acı acı izlemek de tuhaf oluyor.
Oysa Nazım Hikmet ne güzel özetlemiş:
YASAMAK SAKAYA GELMEZ,
BÜYÜK BİR CİDDİYETLE YASAYACAKSIN
BİR SİNCAP GİBİ MESELA,
YANI, YASAMIN DIŞINDA VE ÖTESİNDE HİÇBİR ŞEY BEKLEMEDEN
YANI, BÜTÜN İŞİN GÜCÜN YASAMAK OLACAK.
YAŞAMAYI CİDDİYE ALACAKSIN,
YANI, O DERECEDE, ÖYLESİNE Kİ,
MESELA, KOLLARIN BAĞLI ARKADAN, SIRTIN DUVARDA,
YAHUT, KOCAMAN GÖZLÜKLERİN,
BEYAZ GÖMLEĞİNLE BİR LABORATUARDA
İNSANLAR İÇİN ÖLEBİLECEKSİN,
HEM DE YÜZÜNÜ BİLE GÖRMEDİĞİN İNSANLAR İÇİN,
HEM DE HİÇ KİMSE SENİ BUNA ZORLAMAMIŞKEN,
HEM DE EN GÜZEL,
EN GERÇEK ŞEYİN YASAMAK OLDUĞUNU BİLDİĞİN HALDE.
YANI, ÖYLESİNE CİDDİYE ALACAKSIN Kİ YASAMAYI,
YETMİŞİNDE BİLE, MESELA, ZEYTİN DİKECEKSİN,
HEM DE ÖYLE ÇOCUKLARA FALAN KALIR DİYE DEĞİL,
ÖLMEKTEN KORKTUĞUN HALDE ÖLÜME İNANMADIĞIN İÇİN,
YASAMAK, YANİ AĞIR BASTIĞINDAN...
Sağlıcakla...
H.Cemil Doğru
Eğitim İş Urla Bşk
Urla Kent Konseyi Yürütme Kurulu Üyesi