Aydın kimdir?

Diploması olan mı?

Çok kitap okuyan mı?

Yabancı kelimelerle konuşan mı?

Hayır.

Aydın; bilgiyi vicdanla birleştiren insandır. Bildiklerini saklamayan, saklamanın da bir suç olduğunu bilendir.

Aydın, karanlığa küfretmez. Işık yakar. Ama bilmez ki… Işık yandığında, ilk kaçanlar karanlıktan beslenenlerdir.

 

Aydın Olmak Kolay mı? Değil. Zaten O Yüzden Azlar...

Aydın olunmaz.

Aydınlanılır.

Bu da sancılı bir süreçtir.

Okursun, sorgularsın, yanılırsın, yeniden düşünürsün.

En zoru şudur: İnsan önce kendi yanlışını görür.

Toplumun yanlışını söylemek cesaret ister, kendi yanlışını kabul etmek onur.

Uğur Mumcu’nun dediği gibi: “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.”

Ama asıl mesele şudur: Bilgi sahibi olana tahammül edilmez.

 

Aydının Yükü: Susmamayı Seçmek

Aydın olmak bir ayrıcalık değildir.

Bir sorumluluktur.

Çünkü aydın bilir: Yanlış karşısında susmak, yanlışa ortak olmaktır.

Abdi İpekçi barışı yazdı. Kurşunla susturuldu.

Uğur Mumcu gerçeğin izini sürdü. Bombayla durduruldu.

Ahmet Taner Kışlalı Cumhuriyeti anlattı. Kapısının önünde öldürüldü.

Muammer Aksoy hukuku savundu. Hukuksuzca katledildi.

Bahriye Üçok kadını, aklı, bilimi anlattı. Bir paketle susturuldu.

Turan Dursun soru sordu. Cevap yerine mermi verildi.

Gaffar Okan devletin sıcak yüzü oldu. Bedelini canıyla ödedi.

Eşref Bitlis “Bu işte bir tuhaflık var” dedi. Uçağı düştü.

Çetin Emeç örnek gazetecilik yaptı. Gazeteciliğin bedelini canıyla ödedi.

Aydın olmak, çoğu zaman ölümü göze almak demektir.

 

Peki Aydın Neden Yanlış Anlaşılır?

Çünkü aydın:

– Alkış peşinde koşmaz

– Klik tanımaz

– “Ama şimdi sırası mı?” cümlesini sevmez

Aydın hakikati zamana göre eğip bükmez. Hakikat, tam da en rahatsız edici anda söylenir. O yüzden: “Hain” derler, “Elit” derler, “Halktan kopuk” derler. Oysa aydın halktan kopuk değildir, yalanlardan kopuktur.

 

Aydını En Çok Ne Zorlar?

Cehalet değil. Cehaletin özgüveni. Yalan değil. Yalanın alkışlanması. Baskı değil. Baskıya alışılması.

Aydını en çok yoran cümle şudur: “Beni ilgilendirmez.” Çünkü bilir ki… İlgilendirmediğini sandığın her şey, bir gün kapını çalar.

 

Yararları mı, Zararları mı?

Aydının yararı: Topluma ayna tutar.

Zararı: Aynayı kırmak isteyenleri çoğaltır.

Ama tarih şunu defalarca göstermiştir: Aynayı kıranlar unutulur, ayna tutanlar hatırlanır.

 

Tam yeri gelmişken Atatürk'ün 21-22 Mart 1923'te Konya'da Gençlere Seslenişinde Türk Aydınına yönelik ödev niteliğindeki sözlerini hatırlayalım: “Aydınlarımız, “milletimi en mesut millet yapayım” der. “Başka milletler nasıl olmuşsa onu da aynen öyle yapalım” der. Lakin düşünmeliyiz ki, böyle bir teori hiçbir devirde muvaffak olmuş değildir. Bir millet için saadet olan bir şey, diğer millet için felaket olabilir. Aynı sebepler ve şartlar birini mesut ettiği halde diğerini bedbaht edebilir. Onun için bu millete gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü ilminden, keşiflerinden, ilerlemelerinden istifade edelim, lakin unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak mecburiyetindeyiz!”

 

Küçük Bir Fıkra

Adamın biri kalabalığa bağırmış: “Güneş doğacak!”

Kalabalık gülmüş: “Dün de doğdu!”

Adam demiş ki: “Ben doğacağını söylemiyorum… Doğmazsa ne olacağını hatırlatıyorum.”

 

Son Söz – Şiir Gibi

Aydın, herkes susarken konuşandır.

Konuştuğu için yalnız kalandır.

Aydın, bir mumdur.

Kendini yakar, başkasına yol olur.

Ve mumdan korkan çoktur, karanlıktan geçinen daha da çok.

Ama unutmayın: Karanlık geçicidir. Aydın fikirleriyle kalıcıdır...

 

(Tüm Şehitlerimizi Saygı ve Minnetle anıyor, İnsanımıza, Ulusumuza, Bayrağımıza, Cumhuriyetimize Yönelik Terörün Her türlüsünü lanetliyoruz!)