Evladım, tarihin en pahalı imzasıdır Lozan!

 

Öyle sıradan bir masa değil o…

O masada yalnızca İsmet Paşa yoktu.

O masada Balkanlar’da evini barkını kaybedip yollara düşen 1,5 milyon insan vardı.

Sarıkamış’ta donanlar, Çanakkale’de toprağa düşenler, Yemen çöllerinde kemik yığınına dönenler vardı.

O masaya Mustafa Kemal’in süngüsüyle yazılmış “tam bağımsızlık” notu iliştirilmişti.

 

Oku da bir hatırla arkadaşım: Balkan Savaşları’yla çöken imparatorluk, 1. Dünya Savaşı’nda paramparça oldu.

Ardından Sevr dayatıldı.

Harita masasında cetvelle çizip “Şurası Ermeni’ye, burası İngiliz’e, şurası Fransız’a” dediler.

Ama bir şeyi unuttular:

Bu milletin toprağına kürek değil, yürek saplanır!

 

Komşum hatırla: Anadolu’da bir çocuk bile mendilini bağlamadan dışarı çıkmazken,

Mustafa Kemal çıktı, “Ya istiklâl ya ölüm!” dedi. Sivas ve Erzurum Kongreleriyle millet ayağa kalktı.

O cümleyle başlayan yolculuk,

Sakarya’dan, Dumlupınar’a, Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ne başkumandanın bükülmez eli inançla silah tetiğine değdi.

 

Sen biliyorsundur hemşerim ama bilmeyene yazayım: Düşmanın el koyduğu yerler göğüs göğüse çarpışarak ele geçirildi, İtilaf Devletleri geri çekildi.

Artık Ankara masaya gerçek barış için oturabilecekti.

Lozan’a ulaştı.

 

Sevr hezimeti üzerine, cephelerde kazanılan zaferleri masaya taşıma çabasıydı Lozan’ın asıl anlamı çünkü.

24 Temmuz 1923...

İsmet Paşa imzayı attı.

Masada “kendi geleceğini tayin eden tek ülke Türkiye”ydi.

 

Okumuşsundur dostum: Yıl 1923, İsmet Paşa, masanın başında zirvede… Karşısında yedi devlet. Tek bir hedef var: Türkiye’yi bir ulus-devlet olarak dünyaya kabul ettirmek.

24 Temmuz’da imzalanan Lozan Barış Antlaşması, sadece bir kâğıt parçası değildi: O, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik tapusuydu.

 

İsmet Paşa Lozan’ın yolunda:

 “Eşitler gibi oturacağız” dedi.

Ve oturdu: hala da dik duruyor müzakere masasındaki gölgesi.

Bir İngiliz diplomat şöyle yazdı hatıratına: “Türklerin bu kadar dirayetli ve bilgili olmasını beklemiyorduk.”

Bir Fransız gazetesi şöyle manşet attı:

“Lozan’da Türkler sadece zafer kazanmadı, karakter gösterdi.”

- Britanya başkanı Lloyd George: “Türkiye’yi vuranlar tam tersine ayağa kaldırdılar.”

- ABD gazetecileri Harbord & Browne,

“Mustafa Kemal ve İsmet Paşa, Anadolu’yu tek adam değil, milletin temsilcisi yaptı.”

 

Atatürk’ün “Lozan, Türk milletine yakışan bir barış antlaşmasıdır” sözünü duymayan kalmadı.

Ama işbirlikçiler duymamış gibi yapar.

Neden?

 

Çünkü Lozan onların işine gelmez.

Lozan, Türkiye’nin tapusudur.

Bölücüler, emperyalistler, mandacılar Lozan’ı tanımaz.

Hatta hâlâ tanımayan bir ülke var: ABD.

Çünkü Sevr’i çok severler…

 

Lozan sayesinde:

Düyun-u Umumiye'den-Mali denetimden kurtulduk,

Kapitülasyonları tarihe gömdük,

Hatay dışında işgal planlarından kurtulduk, bağımsız bir cumhuriyet kurduk. Sınırlarımızı çizdik, Doğu Trakya’yı geri aldık,

Egemenlik meselesini iliklerine kadar hissettirdik.

 

Çünkü Lozan; sadece sınırların çizildiği antlaşma değildir.

O, “bu toprakların egemenliği devredilemez” diyen egemenlik belgesidir.

 

Bugün hâlâ “Lozan yenilgidir” diyenler bile var.

“Yurtta barış, cihanda barış” ne demek bilmiyorlar. Bir ara tutturdular “2023'te gizli maddeler açıklanacak, rafa kalkacak” diye de koskoca TBMM Başkanı çıktı "yok öyle bir şey" dedi.

 

Bak bir de fıkra anlatayım…

Temel’e sormuşlar:

“Lozan nedir?”

Temel demiş ki:

“Tapudur tapu!

Ama öyle dijital falan değil…

Kanla yazılmış, süngüyle imzalanmış, yürekle mühürlenmiştir!”

 

Unutma! Kurtuluş Savaşı’nda dökülen her damla ter, büyük yangının söndürücüsüydü.

Ve ilerlenen cephelerin her metresinde, milletin bağımsızlığı yazıldı.

 “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”

Lozan’da bu söz kefil oldu. Sen bil diye söylüyorum: Lozan hedef değil; savunmadır, unutma!

 

Ve son söz gelsin:

Ateşle atılmış bir imza…

Milletin alnında parlayan kıvılcım…

O ateş sönmez.

Çünkü biz…

Bu imzayla doğduk.

Yaşatanları yaşattığımız sürece yaşayacağız özgürce.

 

H.Cemil Doğru

Eğitim İş Urla Temsilcisi

Urla Kent Kon.Yr.Kr.Üyesi