Bazen kaderin de mizah ortaya çıkar.
Hem de kara mizah.
Aynı hafta…
Aynı isim…
Aynı ülke…
İki kadın.
İkisinin de adı Fatma Nur Çelik.
Biri öğretmendi.
Bir sınıfta durur, tahtaya tebeşirle hayat çizerdi.
“Canlılık nedir?” diye sorardı çocuklara.
Ama hayatı anlatan kadın, hayatın en acı cümlesiyle karşılaştı.
Kendi öğrencisinin şiddetiyle öldürüldü.
Bir öğretmen…
Hayatı anlatırken hayatını kaybetti.
Cenazesinde oğlunun tabuta sarılışı vardı.
Bir ülkenin kalbini sıkıştıran fotoğraflardan biri.
Diğeri…
Onun adı da Fatma Nur Çelik.
Ama hikâyesi başka bir karanlıkta.
Bir anne.
Bir mücadele.
Bir adalet arayışı.
Ve sonra…
Bir kıyıda bulunan sessizlik.
Biri okulda öldürüldü.
Biri karanlığın içinde kayboldu.
İkisi de aynı hafta.
İkisi de aynı isim.
Tesadüf mü?
Belki.
Ama tesadüf olmayan şey şu: Şiddetin adresi yine insan.
Bir öğretmenin çığlığı
Söylenene göre öğretmen bir yıl önce şikâyet etmiş.
“Tehlike var” demiş.
Söylenene göre diğer Fatma Nur da yardım istemiş.
“Tehlike var” demiş.
Bu coğrafyada bazı cümleler vardır.
Sadece cenazede duyulur.
Dünya da farklı değil
Biz bu acıyı konuşurken…
Bir başka yerde bir okul bombalanıyor.
İran’da…
Bir okul.
Bir sınıf.
Bir teneffüs.
Sonra bomba.
160’tan fazla öğrenci ve öğretmen.
Defterler açık kaldı.
Kalemler yarım kaldı.
Bir çocuğun defterinde belki şu yazıyordu: “Büyüyünce öğretmen olacağım.”
Olmadı.
Savaş izin vermedi.
Savaşın özeti:
Savaş dediğin şey iki tarafın da kaybettiği bir tartışmadır.
Kazananı yoktur.
Sadece mezar taşları çoğalır.
Ve takvim…
Takvim bazen insanı düşündürür.
Bu hafta…
Birbirinden anlamlı günlerle dolu.
12 Mart
Bugün İstiklal Marşı’nın kabulü.
Mehmet Akif Ersoy bir milletin kalbini tek şiire sığdırmıştı.
“Korkma” diye başlamıştı.
En zor zamanlarda milletin nasıl kenetlendiğini ve gerekirse yeniden kenetleneceğini anlatmak için.
Ruhunu anlamak gerekiyor.
(Allah bu millete bir daha Milli Marş yazdırmasın)
14 Mart
Bir başka önemli gün.
Tıp Bayramı.
Bir doktorun en büyük hayali nedir?
Hayat kurtarmak.
Ama bazen doktorlar da çaresiz kalır.
Çünkü bazı hastalıklar vardır…
Reçetesi yoktur.
Mesela: Vicdan eksikliği.
Toplumsal şiddet.
Savaş.
(Tüm Doktorlarımızın, Hemşirelerimizin, Sağlık Çalışanlarının Günü Kutlu Olsun)
Küçük bir fıkra:
Adam doktora gitmiş.
“Doktor Bey” demiş.
“Ben değil, memleket hasta.”
Doktor sormuş:
“Belirtiler?”
Adam cevap vermiş:
“İnsanlar birbirine merhamet göstermiyor.”
Doktor başını sallamış.
“Zor hastalık” demiş.
“İlacı eğitimdir.”
18 Mart
Sonra Çanakkale.
Gallipoli Campaign
Bir milletin yeniden doğduğu yer.
Gençler vardı orada.
Öğrenciler.
Öğretmenler.
Tıp fakültesi öğrencileri.
Birçoğu geri dönmedi.
Ama o savaşta bile bir şey vardı:
Onur.
Bugün ise savaşlar televizyon ekranında.
Ama acısı gerçek.
Çanakkale’den bir hatırlatma.
Bir asker günlüğüne şöyle yazmıştı:
“Biz ölürsek çocuklar yaşasın diye.”
(18 Mart Çanakkale Zaferimiz Kutlu Olsun.)
Ve Ramazan Bayramı yaklaşıyor,
Barışın bayramı.
Affetmenin bayramı.
Küslerin barıştığı bayram.
Son bir şiir:
İki kadın vardı
adı aynı
iki hikâye vardı
acı aynı
bir sınıf vardı
tebeşir kokulu
bir dünya vardı
barut kokulu
ve bir soru vardı
insan
ne zaman
insan olacak?
Son söz.
Öğretmenler öldürülüyorsa…
Kadınlar güvende değilse…
Çocuklar bombalar altında ölüyorsa…
Sorun kader değildir.
Sorun…
İnsanlığın eksilmesidir.
Belki de en büyük devrim şudur:
Bir gün uyanıp “İnsanlık ölmesin” diyebilmek.
(Ramazan Bayramımız Kutlu Olsun)