Sana “aşk nedir?” diye başlayacağım bir mektup yazacağımı söyleseler, gülerdim. Çünkü aşk anlatılmaz derler. Doğru. Anlatılmaz. Ama insan yine de anlatmak ister. Çünkü aşk, susturmaz; konuşturur.
Aşk, aklı kiraya verip kalbi mülk edinmektir. Mantığın “dur” dediği yerde, kalbin “yürü” demesidir. Seni gördüğümde dünya haritasının küçülüp iki göz bebeğine sığmasıdır.
Mevlânâ demiş ya:
“Aşk, öyle bir denizdir ki ne kıyısı vardır ne de kenarı.”
Ben o denizde yüzmüyorum sevgilim. Ben o denizde kayboldum.
Aşk sadece iki insan arasında olmaz derler. Vatan aşkı vardır, Allah aşkı vardır, evlat aşkı vardır, meslek aşkı vardır. Doğru. Atatürk,
“Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır,” derken de aşktan bahsediyordu.
Mevlânâ, “Aşksız insan kanatsız kuş gibidir,” derken de…
Ama ben bugün bütün bu aşk çeşitlerinin içinden sadece birini yazıyorum: seni.
Âşık olmanın belirtileri tıpta yoktur, edebiyatta çoktur derler. Haklılar.
Telefonu cebimde değil, kalbimde taşıyorum.
Mesaj sesini kalp atışı sanıyorum.
Uykusuzum ama yorgun değilim.
Sebepsiz gülüyorum.
Mecnun’un dediği gibi:
“Ben Leyla’yı değil, Leyla’da beni yakanı sevdim.”
Ben de sende beni yakanı sevdim.
Aşk insanı değiştiriyor sevgilim.
Cimriliğim cömertliğe, suskunluğum cümlelere dönüştü. Kendime bile şaşırıyorum. Çünkü aşk, insanın merkezini değiştiriyor.
Romeo’nun dediği gibi:
“Adın ne olursa olsun, sen sensin.”
Ve sen, artık benim dünyamın merkezisin.
Yağmur romantik, rüzgâr anlamlı, kahve sohbet oldu. Kerem’in dediği gibi:
“Aslı yoksa Kerem de yok.”
Sen yoksan, ben de yokum.
İnsan kaç kere âşık olur bilmiyorum. Kalp matematik bilmiyor. Ama şunu biliyorum: Gerçek aşk insanın içinden bir daha çıkmıyor. Sonrakiler ya benziyor ya teselli oluyor ya alışkanlık.
Sen, alışkanlık değilsin. Sen, içimde yer etmiş bir gerçeksin.
Aşk kavuşunca biter mi derler. Hayır. Aşk kavuşunca bitmez. Aşk, emek verilmezse biter.
Ferhat dağı Şirin için delmiş. Biz bazen mesaj yazmaya üşeniyoruz. Sorun aşkın bitmesi değil, gayretin bitmesi.
Ben gayret etmek istiyorum sevgilim. Senin için.
Küçük sürprizler yapmak, büyük anlayışlar göstermek, az ego, çok gülüş, biraz fedakârlık, bolca hatırlamak istiyorum.
Ve bazen sadece şunu demek istiyorum:
“Geldiğinde, geldim demene gerek yok, gel ve gül, gülüşünü özledim. ”
Takvim yakında 14 Şubat’ı gösterecek. Vitrinler kırmızıya boyanacak. Kalplerin üstünde fiyat etiketleri olacak. Sevgi, hediye paketine sarılacak. O gün, hatırlama gününden çok tüketme gününe dönüşmüş gibi görünecek.
Oysa aşk, kredi kartı limitiyle ölçülmez.
Ama yine de… özel günler güzel sevgilim. Çünkü hatırlatır. Unutmaya meyilli kalbimize “hatırla” der. Bir mesajı, bir gülüşü, bir sarılışı, bir “iyi ki”yi hatırlatır.
Ben seni her gün hatırlıyorum. Ama 14 Şubat bana şunu fısıldıyor: “Bir kez daha söyle.”
Aşkın formülü yok. Olsaydı eczanelerde satılırdı. Aşk reçeteye sığmaz. Aşk biraz büyü gibidir. Bozmak için büyücü değil, zaman gerekir.
Büyük aşklar büyük cümleler bırakmış arkalarında.
“Aşk, iki bedende bir can olmaktır.” — Leyla ile Mecnun
“Dağları delen şey kazma değil, aşktır.” — Ferhat ile Şirin
“Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey…” — Nazım Hikmet
“Aşk, iki kişiyle oynanan tek kişilik bir oyundur.” — Cemal Süreya
“Göğe bakalım.” — Turgut Uyar
Benim cümlem ise çok daha kısa sevgilim.
Bir fıkra anlatırlar…
Adamın biri âşık olmuş. Dostu sormuş: “Nasıl anladın?”
Adam demiş ki: “Eskiden çayı şekersiz içerdim. Şimdi o yokken hayatı şekersiz içemiyorum.”
Ben de sensiz hayatı şekersiz içemiyorum.
Aşk; insanı insan yapan, şiir yazdıran, dağ deldiren, vatan savunduran, Allah’a yaklaştıran, bir gülüşe dünyayı sığdıran şeydir.
Ve bazen bütün aşk, tek bir cümleye sığar sevgilim:
Gel.