Bazı devrimler, bazen bir binayı, bazen bir rejimi değiştirir. Atatürk’ün yaptığıysa bir insanı değiştirmekti.
O insanı da kadın olarak seçti; çünkü biliyordu:
Bir milletin kaderini, en önce annesi belirler.
Cumhuriyet’in ilk yıllarını şimdi geriye dönüp düşünelim…
İşte o tozlu sayfalarda, kadınlarımız başını eğip “Biz ne olacağız?” diye beklemedi.
Atatürk onlara, “Siz zaten varsınız. Yasalar görmezden geldi diye yok sayılmazsınız” dedi.
Ve bir millet, kendi kadınından af diledi.
Kazanılmış Haklar, Kazanılmış Bir Gelecek
Düşünün… 1900’lerin başında Anadolu’da doğan bir kız çocuğu. Adı istediğiniz bir isim olsun.
Doğduğu gün kaderi: “Kız kısmı okunmaz, dikiş nakış öğrenir.”
Miras? Ağabeyindir.
Mahkeme? Kadının adı yoktur.
Oy hakkı? Hah, güldürmeyin.
O sırada Avrupa’da bile kadınlar sokaklarda sürükleniyor; “süfrajet” diye açlık grevleri yapıyor. Amerika’da oy hakkı için dövülüyorlar. İsviçre’de kadınlar hâlâ sandığa gidemiyor. “Batı medeniyeti” deniyor — ama kadın söz konusu olunca, bizden bile geri.
Derken biri çıktı.
Boyu 1.74, vizyonu yüz yıl ileri:
Mustafa Kemal Atatürk.
Bir cümleyle devrim: “Kadınlarımız, erkeklerimizden geri kalırsa toplum geri kalır.”
İşte o cümle, bir ulusun kaderini değiştiren yönetmelikler, haklar, kapılar açtı.
1926: Medeni Kanun
1930: Belediye seçimlerinde kadınlara oy hakkı
1934: Parlamento seçme-seçilme hakkı
Ve gelin görün: Fransa taa 1944’te, İsviçre 1971’de kadınlara oy verme hakkı verirken, biz 1934’te kadına “Sen Meclis’e gir” dedik.
1926 Medeni Kanun’u çıktı; Kadın mirasta, boşanmada, mahkemede söz sahibi oldu. Artık bir imza, bir kocanın iznine muhtaç değildi.
1930’da belediye seçimlerinde seçme hakkı,
1933’te muhtarlık hakkı,
1934’te milletvekili seçme ve seçilme hakkı geldi.
Avrupa’nın çoğu bu adımı henüz düşünmüyorken,
Türk kadını kürsüye çıktı, yemin etti, oy verdi, oy aldı.
Bir milletin en büyük inkılabı işte buydu: Kadınını söz sahibi yapmak, milletini insan yapmak.
Değişen Zihniyet, Değişen Hayat
Sadece yasa çıkmadı; kader değişti.
Safiye Ali, tıbbiyede ilk önlüğü giydi.
Sabiha Gökçen, uçmakla yetinmedi; dünyaya Türk kadınının gökleri nasıl fethettiğini gösterdi.
Halide Edip, cephede megafon oldu; milletin sesiyle adını aynı sayfaya yazdı.
Bunlar sadece isim değil;
Bir milletin cesaret arşivi.
Bilimin, Sanatın, Sporun Ekonominin Kadınları
O gün başlayan kıvılcım, bugün laboratuvarlarda nükleer fiziğe, stadyumlarda dünya şampiyonluklarına, konservatuvarlarda evrensel sahnelere dönüştü.
CERN’de çalışan Türk kadın bilim insanları artık hızlandırıcıda atom çarpıştırıyor.
BioNTech kurucusu Özlem Türeci dünya tarihine “bilimle hayat kurtaran kadın” diye geçti.
Afet İnan — Tarihçi, akademisyen. Cumhuriyet’in kadını bilimle buluşturdu; “kadın haklarının temeli bilimdir” dedi.
Müfide Ferit Tek — İlk kadın romancılardan; kadın edebiyatının temellerini atanlardan.
Keriman Halis — İlk dünya güzeli Türk kadını; kendisi podyumda, arkasında ise “Türk kadını dünyadadır” mesajı.
Leman Bozkurt — İlk kadın yargıçlarımızdan; adalet saraylarının kapısını kadınlara açtı.
Leyla Gencer — “La Diva Turca.” Milano’dan Paris’e, Rio’dan Chicago’ya opera sahnelerinde Türk sesini yükseltti.
İdil Biret — Harika çocuk; çocuk yaşta Paris Konservatuarı’nda. Beethoven’den Chopin’e, Bach’a — Türk parmaklarından dünya klâsiği çıktı.
Suna Kan — Keman virtüözü; medeniyet ve kültür elçisi — yayından doğan melodilerle sınırları aştı.
Bundan da ileri: ressamlar, heykeltıraşlar, fotoğrafçılar… Her biri bir kadındı; her biri bir fırça, bir tuval, bir dünya yaptı — ama ismini tek tek yazmasam bile, “sanat” sözcüğü onların habercisi.
Canan Dağdeviren — MIT’de araştırmacı, mucit; meme kanserinin erken teşhisi için geliştirdiği “elektronik sütyen” ile tıp dünyasında çığır açtı. 2023’te BBC’nin “Dünyanın En Etkili 100 Kadını” listesinde yer aldı.
Feryal Özel — Astrofizikçi; uzayın sırlarını çözen, gökleri kodlayan bilim kadınımız.
Ve genetikçisinden kimyacısına, mühendisinden doktoruna kadar — arka planda çalışan, laboratuvarda ışık yakmış onlarca, yüzlerce kadın var. Sahnede görünmeyen ama dünyayı değiştiren.
Naz Aydemir Akyol — Voleybolun efsanesi. Milli takımın, “setter”i; Avrupa ve dünya çapında kupalar, zaferler kazandı.
Yasemin Horasan — Basketbolda zirveye çıkan kadın; hem sahada hem takım yönetiminde — bugün milli takımın genel müdürü.
Neslihan Demir — Voleybolda “smaç kraliçesi”, uzun yıllar milli takımın yıldızı, olimpiyatlar bayrak taşıyıcısı oldu.
Sadece spor değil… Dansından jimnastiğe, kürekten yelken spora; her stadyumda, her kürsüde bir kadın. Medya sayfalarında değil belki, ama zafer listelerinde — evet, damsız galeri.
Sultanlar Ligi’nde voleybolcularımız dünya devlerini dize getiriyor.
Genetikçilerimiz laboratuvarda geleceğin hastalıklarını durduruyor.
Tüccarlar, girişimciler, mühendisler, ekonomistler; Dünya Bankası’nda politika yazıyor, uzay projelerinde yer alıyor.
Bu liste bitmez.
Çünkü Cumhuriyet kadını bir meslek değil, zihniyet kazandı.
Artık soru “Kadın yapabilir mi?” değil.
“Kadın daha neyi yapar?”
Cumhuriyet Kadını Neyi Başardı?
Hak verilene kadar beklemedi;
Hakkını alınca çalıştı.
Eğitim kapıları açılınca o kapıdan bir değil, bin kadın geçti.
“Ev içi görev” denilen duvarı kaldırdı, evden dünyaya açıldı.
Kanunla aldığı hakkı, toplumda kültüre dönüştürdü.
Kadın, artık Cumhuriyet’in öznesi oldu.
Bakın Urla'ya Sibel Uyar'a,5 Nilgün Göçük'e, Sibel Bavli'ye, Hürriyet Yıldırgan'a, Tuğba Özturk'e, Saadet Kayaalp'e, Nurgül Saltık'a, Selcen Arpan'a, Berrin Kaya'ya bakın… Urla banka şube müdürü kadınlarımızdan okul idarecisi kadınlarımıza, belediye personeli kadınlarımızdan eczacı, esnaf, avukat, doktor, mühendis, mimar, hemşire, doktorlarımıza ve öğretmenlerimize kadar iyi bakın gülen yüzlerinde Cumhuriyetin Aydınlığını bulacaksınız.
Bugün Bize Düşen
Cumhuriyet, kadını sadece korumadı;
Kadını harekete geçirdi...
Bizim görevimiz, mirası müzeye kaldırmak değil;
Güncellemek.
Her sınıfta bir kız çocuğu özgürce okuyabiliyorsa, her sandıkta kadın sesi yankılanıyorsa, her meslek odasında bir kadın imza atıyorsa bu inkılap sürüyor demektir.
Ve unutmayalım:
Cumhuriyet her yıl değil,
her kız çocuğunda yeniden ilan edilir.
Kadının olduğu yerde akıl vardır, merhamet vardır, adalet vardır, gelecek vardır.
Atatürk’ün dediği gibi: “Dünyada her şey kadının eseridir.”
Cumhuriyet’in en güzel inkılabı işte budur:
Kadını insanlaştırmak değil, insanlığı kadınlaştırmak, erkeği de kadının duyarlılık seviyesine eriştirmek...
(Örnek bir eğitimci, fedakâr bir anne, duyarlı bir yurttaş, vefalı bir arkadaş, iyi bir insan, üretken – çalışkan- içten tam bir Cumhuriyet Kadını arkadaşımız üyemiz Saadet Gül Göksu'ya Allah'tan rahmet kederli ailesine ve sevenlerine sabırlar diliyorum.)
H. Cemil Doğru
Urla Kent Konseyi Yet.Kr.Üyesi
Urla Eğitim İş Bşk