“Bir ulusun kurtuluşu bazen bir çocuğun elindeki kalemle başlar.”
Cumhuriyet’ten önce bu topraklarda…
Az da olsa okul vardı ama herkes için değildi.
Eğitim, bir avuç seçkinin ayrıcalığıydı.
Sarayın çocukları Enderun’da, azınlığın çocukları özel okullarında halkın çocukları harmanda yetişirdi.
Okuma yazma bilen nüfus yüzde 5 bile değildi.
Kız çocukları? Onların adı bile “okul listesinde” geçmezdi.
Osmanlı’nın son yüzyılında bir yanda Avrupa’da sanayi devrimi,
bir yanda bizim topraklarda gerilemenin, içe kapanmanın ikilemi.
Dünya uçuyordu, biz hâlâ deveyle kervan diziyorduk.
Batı “bilim çağı” diyordu, biz gelişime sırt çevirip başımızı eğiyorduk.
Bir ülke düşünün, ilim göğe çıkmış ama biz hâlâ kandille arıyoruz harfi.
Oysa bir gün...
Bir çocuk çıktı Selanik'ten Samsun’a doğru, hayalinde gelecek planı vardı.
O çocuk, zamanı gelince milleti ayağa kaldırdı.
“Milletin efendisi köylüdür” dedi.
Ve en önemlisi, “Çocuklar geleceğimizdir” dedi.
O günden sonra her şey değişti. Anadolu’nun unutulmuş bir köyünde, çıplak ayaklı bir çocuk vardı.
Adı ne fark eder, Mehmet’ti belki, Ayşe’ydi.
O çocuğun kaderi o güne kadar yoksulluktu, suskunluktu,
“Sen kim, okuma yazma kim” diyen bir karanlıktı.
Ama Cumhuriyet geldi...
Ve o karanlığa bir mum yaktı.
O çocuk ilk defa “padişahın kulu” değil, “Cumhuriyetin Özgür ve Eşit Vatandaşı” oldu.
Yani “insan” sayıldı.
Cumhuriyet ne yaptı biliyor musunuz?
Cumhuriyet o çocuğun sırtına palto oldu, üşümesin diye.
Karnına ekmek oldu, aç kalmasın diye.
Cumhuriyet, kız çocuğunun alnındaki “kader” yazısını sildi, yerine “doktor hanım”, “öğretmen hanım”, “mühendis hanım” yazdı.
Eskiden köyde doğan, köyde ölen bir millettik.
Cumhuriyet geldi, köyden çıkıp dünyaya açıldık.
Gökyüzüne bakan çocuk artık kuş değil, uçak gördü.
Kızlarımıza kara yazma değil, beyaz önlük yakıştı.
Erkeklerimize ağanın önünde el pençe durmak değil, vatan nöbetinde onurla durmak yakıştı.
Cumhuriyet binadır, ama…
Temeli halktır.
Tuğlası emektir.
Harç karanlıkta bile umudu yoğuran kadınlardır.
Çatısı, bu ülkenin mavi gökyüzü altındaki Gazi Meclisi, Bağımsız Yargısı, Onurlu Yöneticileri ve Özgür Basını olacaktır denmiştir...
Eskiden köyde tek bir gaz lambası yanardı.
O da muhtarın evinde.
Cumhuriyet geldi, o ışığı aldı, ülkenin dört bir yanına dağıttı.
Her çocuk kendi ışığını yakmayı öğrendi.
O ışık büyüdü büyüdü…
Ayşe Berlin'de mühendis oldu, geldi, mühendisler yetiştirdi.
Nizamettin, Paris’te doktor olup döndü, insanları iyileştirdi, yeni doktorlar yetiştirdi. Geri gelip ülkesine milletine hizmet için gittiler gidenler ve döndüler hayalleri gerçeğe çevirmek için...
Cumhuriyet onlara sadece okuma yazma değil, “kendine inanmayı, ulusuna inanmayı" öğretti.
Bugün televizyon var, vicdan eksik.
Cep telefonu var, fikri mumla ara.
Beton var, kök yok.
Cumhuriyet’in çocukları ranta teslim olmadan çalışmalı, üretmeli...
Vazgeçmek yok ne hayallerinden ne Cumhuriyetten...
Bir yerlerde hâlâ bir köy okulunda tahtaya tebeşirle “Ne mutlu Türk’üm diyene” yazan bir öğretmen var. Sınırda bekleyen askerimiz var, soğuk demeden sıcak demeden. Uykusuz 24 saat hastanede nöbette çalışan doktorumuz var, hemşiremiz var, canları pahasına... Yaşamın her alanında güvenliğimiz için gözünü budaktan esirgemeyen polisimiz, jandarmamız var, çoğu kez bir teşekkür bile duymayan… Ateşe koşan itfaiyecilerimiz var, şehit bile sayılmayan...Alın terini ekmeğe dönüştürmeye çalışan işçimiz var, hep eksik kalan… Ürettiğinin karşılığını alamadığı zaman toprağını ekip biçemeyecek köylümüz var, ekmese biçmese aç kalacağımız...
Konuşmazlarsa geleceğin bilimin sanatın sporun tökezleyeceğini bildiğimiz öğretim üyelerimiz, sanatçılarımız, sporcularımız var, muasır medeniyetlerin üstüne bizi çıkaracak.
Ve onlar sayesinde bu ülke hâlâ ayakta.
O yalınayak çocuk büyüdü.
Bir zamanlar elinde sopayla koyun güden o çocuk, bugün elinde kalemle robot yapıyor.
O robotu gören dedesi soruyor:
“Bu da mı Cumhuriyet evladım?”
Torunu gülümsüyor:
“Evet dede, bu da Cumhuriyet!”
Cumhuriyet bir tarih değil, bir diriliştir.
Bir bayram değil sadece, bir devrimdir!
Ay yıldızlı bir sevdanın, bir çağın, bir fikrin adıdır.
Atatürk’ün kurduğu bu Cumhuriyet, yalnızca geçmişte değil, gelecekte de bizimdir.
O yüzden bugün, 102. yılda bir kez daha yüksek sesle söyleyelim:
Yaşasın Cumhuriyet!
Yaşasın Atatürk!
Yaşasın o yalınayak çocuk, bu ülkenin umudu!
H.Cemil Doğru
Urla Eğitim İş Bşk
UKK Ye.Kr.Üyesi