Bayram...
Eskiden takvim yapraklarında kırmızıyla yazılan gün değildi sadece. Mahallede kapıların daha yavaş kapandığı, sofraların daha kalabalık kurulduğu, küslüklerin insanın boğazına düğüm gibi oturduğu günlerdi. Şimdi?
Bir kısım için dokuz günlük tatil fırsatı. Bir kısım için otoyol çilesi. Bir kısım için “erken rezervasyon son gün!” reklamı. Bir de hâlâ annesinin elini öpmek için otobüs terminalinde sabahlayanlar var.
Çünkü bayram dediğin şey... İnsanın biraz insan olduğunu hatırlama molasıdır.
Bayram Nedir?
İnsanlık tarihi kadar eski. Çünkü insan, yalnız yaşayan bir canlı değil. Sevinci de paylaşmak istemiş, korkusunu da. Hasadı kutlamış. Yağmur yağınca şükretmiş. Kıtlık geçince sarılmış. Savaş bitince birbirine yemek taşımış. Bayramlar böyle doğmuş.
Sonra dinler gelmiş. İnançlar, o ortak insanlık duygusuna bir anlam, bir ritim, bir vicdan takvimi eklemiş.
Bugün dünyanın dört büyük dininde de bayram var.
Müslümanların Ramazan ve Kurban Bayramı. Hristiyanların Noel ve Paskalya’sı. Yahudilerin Pesah ve Hanuka’sı. Hinduların Diwali’si.
İsimler farklı. Dualar farklı. Sofralar farklı. Ama dikkat edin... Hepsinde ışık var. Hepsinde paylaşma var. Hepsinde aile var. Hepsinde “yalnız değilsin” mesajı var.
Çünkü dini bayramların özü şudur: İnsan, sadece kendisi için yaşamaz.
Bayramın Esas Meselesi
Yeni kıyafet güzel şey. Tatlı güzeldir. Kolonya, şeker, sarma, baklava... Eyvallah. Ama bayramın özü bunlar değil.
Bayramın özü... Kapıyı çalmaktır.
“Bir ihtiyacın var mı?” diye sormaktır. Aramadığın akrabayı aramaktır. Küslüğün gururunu yutmaktır. Yaşlı annenin gözünün içine bakmaktır.
Bugün apartmanda yan dairesinde tek başına yaşayan teyzenin adını bilmeyen insanlar var. Ama sosyal medyada üç yüz kişiye “iyi bayramlar canlarım” yazıyor. Hayat bazen gerçekten çok acayip bir skeç.
Yardımlaşma Nedir?
Yardım etmek... Bir insanın onurunu kırmadan yanında durabilmektir.
Çünkü bazı yardımlar vardır, açlıktan daha ağır gelir insana.
Kamerayı açıp koli dağıtmak mesela. Bir elinde erzak, öbür elinde telefon. Yoksulun yüzüne zoom yapıyor. Altına müzik koyuyor. Sonra paylaşım: “Çok şükür bugün de gönüllere dokunduk.”
Dokunmamışsın kardeşim. Çizmişsin.
Gerçek yardım sessiz olur. Kar gibi yağar. Toprağı incitmez.
Eskiler ne derdi? “Sağ elin verdiğini sol el görmesin.”
Çünkü yardımın amacı alkış almak değil, yarayı azaltmaktır.
Kimlere Yardım Edilir?
Sadece cebinde parası olmayana değil.
Yaşlıya yardım edilir. Yalnız kalmış olana yardım edilir. Hastaya yardım edilir. Okumak isteyene yardım edilir. Afet görene yardım edilir. İş bulamayana yardım edilir. Öksüze-yetime yardım edilir. Kendini çaresiz hissedene yardım edilir.
Bazen bir koli erzak değil... Bir telefon konuşması kurtarır insanı.
“Sen nasılsın?” cümlesi... Bazı insanlara dünyadaki son sıcaklık gibi gelir.
Refah Meselesi
Ama burada durup ciddi bir şeyi konuşmak lazım.
Bir toplumda yardım kolileri sürekli büyüyorsa... Orada övünülecek bir tablo yoktur.
Asıl mesele, insanların yardıma muhtaç kalmasıdır.
Doğrusu bayram sabahı çocukların hayırseverden ayakkabı beklemesi değil... Bayramla ilgili hayaller kurması...
Çünkü sürekli sadaka konuşan toplumlar yorulur. Hayallerini konuşan toplumlar büyür.
Bayramın Aileye Katkısı
Bayramlar aileyi birbirine yapıştıran görünmez bant gibidir.
Normal zamanda üç dakikada kavga eden kardeşler... Bayram sofrasında aynı böreğin son dilimi için diplomasi yürütür.
Amcalar, teyzeler, kuzenler... Yıl boyu birbirini görmeyen insanlar aynı masada çocukluk hatıralarına döner.
Ve en önemlisi... Çocuklar öğrenir.
Büyüklere saygıyı. Hâl hatır sormayı. Büyük sözü dinlemeyi. Küçüklere öncelik vermeyi. Bir sofrada beklemeyi. Paylaşmayı.
Çocuk dediğin şeyi sadece okul büyütmez. Bayram da büyütür.
Küslük ve Affetme
Bayramın en güzel tarafı? İnsanın inadını biraz küçültmesi.
Telefon rehberinde yıllardır aramadığın biri vardır. Parmağın gider gelir. Sonra bir cesaret:
“İyi bayramlar abi-abla...”
Bir sessizlik olur. Sonra karşıdan gelen o yumuşak ses.
İşte bazen bir toplumun geleceği... O birkaç saniyelik suskunlukta saklıdır.
Çünkü affetmek sadece karşı tarafı değil, insanın kendi yükünü de hafifletir.
Yaşlılar Meselesi
Bayram günü huzurevinde bekleyen yaşlıların gözlerine dikkat edin.
Kapıya bakarlar.
Her araba sesinde toparlanırlar. Her ayak sesinde umutlanırlar.
Bazılarının çocuğu gelir. Bazılarının telefonu bile çalmaz.
Sonra sosyal medyaya çıkıp “Bizim kültürümüzde aile çok önemlidir” diye nutuk atanlar olur.
Tabii. Çok önemlidir. Instagram paylaşımı bitene kadar.
Teknoloji ve Bayram
Teknoloji aslında güzel nimet.
Eskiden şehirlerarası telefon yazdırılırdı. Şimdi görüntülü aramayla dünyanın öbür ucundaki torunun yanağını görebiliyorsun.
Bir mesajla bin kişiye ulaşabiliyorsun.
Ama mesele şu: Kolay ulaşmak, gerçekten ulaşabilmek anlamına gelmiyor.
Kopyala-yapıştır mesajlarla değil... İçtenlikle kurulan cümlelerle yakınlaşıyor insanlar.
“İyi bayramlar. Nasılsın gerçekten?”
Bakın... O “gerçekten” kelimesi hâlâ dünyayı kurtarabilecek güçte.
Milli Bayram mı, Dini Bayram mı?
Bir başka tuhaflık da bu.
Sanki biri olunca öbürü eksiliyormuş gibi davrananlar var.
Milli bayram bu ülkenin ortak hafızasıdır. Dini bayram bu toplumun vicdan hafızasıdır.
Biri bağımsızlığı hatırlatır. Öbürü merhameti.
Rakip değiller. Aynı evin iki odası gibiler.
Bir millet hem bayrağını, vatanını, halkını sever... Hem büyükannesinin duasını. Bunda şaşıracak ne var?
Eski Bayramlar ve Şimdiki Zaman
Şimdi herkesin klasik cümlesi: “Ah nerede o eski bayramlar...”
Doğru. Bir şeyler eksildi.
Eskiden bayram sabahı sokakta çocuk sesi olurdu. Şimdi apartmanda kargo sesi var.
Eskiden misafir gelirdi. Şimdi kapı çalınca insanlar birbirine bakıyor: “Bir şey mi sipariş verdik?”
Eskiden çocuklar harçlıkla sevinirdi. Şimdi yetişkinler kredi kartı limitine bakıyor.
Ama bütün suç teknoloji değil. Biraz da hız çağının insanıyız.
Her şeyi hızlı tüketiyoruz. Duyguları bile.
Tatil Kaçamağı Meselesi
Bayram geliyor. İki grup oluşuyor.
Birinci grup: “Anneye gidiyoruz.”
İkinci grup: “Bungalovlu, havuzlu, erken rezervasyonlu kaçış paketi aldık.”
İnsan dinlenmesin mi? Elbette dinlensin. Ama bazıları öyle anlatıyor ki... Sanki bayram değil, Survivor finali.
Otel açık büfesinde üçüncü tabağı doldururken: “Biz aile bağlarına çok önem veririz” diyenler var.
Tabii. Wi-Fi çektiği sürece.
Sonuç
Bayram... Bir takvim günü değil. İnsanın kalbini yeniden ayarlama fırsatı.
Nerede olursan ol, bir telefon aç. Bir kapı çal. Bir gönül al. Bir çocuğu sevindir. Bir yaşlıyı dinle. Bir küslüğü bitir.
Çünkü memleketi ayakta tutan şey bazen ekonomi değil... Birbirine hâlâ “Nasılsın?” diyebilen insanlardır.
Ve unutma... Bayram, en çok da yalnızlara lazımdır.
Küçük Bir Bayram Fıkrası yazalım.
Temel’e sormuşlar:
“Bayramda en zor şey nedir?”
Demiş ki:
“Harçlık verdiğin çocukların senden zengin çıkması...”
Şiir Gibi Bir Kapanış
Bayram dediğin biraz annedir,
Biraz çocuk sesi.
Biraz eski fotoğraflar,
Biraz iç çekişi.
Bir tabak baklava bazen,
Bir özrün bahanesi.
Bir sarılma kadar kısa,
Bir ömür kadar değerlisi.
Kapılar açık kalsın,
Sofralar biraz geniş.
İnsan insanı unuttu mu, Dünyanın tadı değişir.
İyi bayramlar... Gerçekten iyi bayramlar.