bulutlar kol kola
bulutlar dudak dudağa
gelip yerleştiler şehrin asumanına...
yağmur yağacak bulutlar gidecek sandık
gitmediler!
ah neler yaptılar neler
baktık baktık şaşırdık...
gökyüzü örttü mavisini diye
bulutlara ne sitem etti ne darıldı...
ilk Spil Dağı’na yaslanmış o bulutun gazeli duyuldu
gazeli ağıta dönüşür gibi yükseldi yükseldi
Spil’in zirvesine çıktı...
sonra hızla ilerledi bulutlar şehrin içine
için için sokuldu...
bulutlar göğü delmeye hevesli
göğe namlusunu çevirmiş silah gibi binaları görünce
şehrin içine daha öfkeli yağdı...
bulutlar sicim gibi ağladı
şimşeğini tokat gibi çaktı çağladı...
ah dönüyor bulutlar
görenler
semada semazenler dönüyor sansın...
bulutların arasından kurşun rengi iki yunus belirdi
o ikisi bulutların arasından bata çıka Foça’ya gitti...
kalktı bulutlar diz çöktükleri efe diyarından
içlerinden gencecik kıpır kıpır olanları
bir solukta Karaburun’a ulaştı...
delikanlı bulutlar
zeytinliklerin tepesinde halay çekmeye başladı...
bulutlar
Çeşme’nin altını üstünü hallaç pamuğu gibi attırdı
Urla’ya çil çil altınlar saçtı...
ne şairler gelmiş geçmiş şu yarımadadan
bulutlar hiç bu toprakları rahmetsiz bırakır mı...
bulutlar şairlere nazire yapar gibi
bir beyaz bir gri iki güzel bulutu
Urla’nın göğünde buluşturdu...
o ikisi karıştılar birbirine
bulutlar sütlü duman renginde aşk oldu... /Rabia Sümerval
