“Milyonda bir ihtimal…”
Ne güzel cümledir.
İçinde biraz umut vardır, biraz korku…
Bir de insanın kendine güveni:
“Bana denk gelmez!”
Hayatın en sevdiği cümlelerden biri de zaten budur:
“Bana bir şey olmaz.”
Sonra hayat, hafifçe gülümser.
Ve olur.
Tarih, gerçekleşmesi milyonda bir ihtimal görülen olaylarla doludur.
İnsanlığın Ay’a ayak basması mesela…
Bir zamanlar gökyüzüne bakıp “İnsan oraya nasıl gitsin?” diyenler vardı. Sonra insan gitti.
Uçak icat edildiğinde, uçmanın insan için ne kadar mümkün olduğu tartışılıyordu. Bugün İstanbul’dan İzmir’e giderken uçakta çayını karıştırıp “Cam kenarı mı koridor mu?” diye tartışıyoruz.
Dünya değişti.
Ama insanın şaşırma kapasitesi pek değişmedi.
Teknoloji tarihinde böyle çok örnek var.
Televizyonun geleceği konusunda yapılan bazı erken dönem değerlendirmelerde, insanların ekran başında uzun süre oturmayacağı düşünülüyordu.
Bugün televizyonu kapatınca ev sessizleşiyor.
Telefonu kapatınca ise bazıları kendini kayıp ilanı vermeye hazır hissediyor!
Demek ki geleceği tahmin etmek zor iş.
Çünkü gelecek, geçmişin matematiğine pek aldırmıyor.
İnsanın kendi geleceğini tahmin etmesi ise daha da zor.
“Ben bunu asla yapmam.”
“Hayatta olmaz.”
“Bunu yapacağıma…”
Ve cümle biter.
Üç gün sonra aynı insan çıkar:
“Şartlar değişti.”
Şartlar mı değişti?
Yoksa insan mı?
İşte orası biraz karışık!
Bir zamanlar insanlara güvenilirlik kazandıran şeylerden biri sözünün arkasında durmaktı.
“Er kişinin sözü senettir” denirdi.
Çünkü söz, insanın imzasıydı.
Bir insanın ne söylediğinden çok, söylediğinin arkasında durup durmadığına bakılırdı.
Çocuk bunu evde öğrenirdi.
Öğretmen okulda pekiştirirdi.
Arkadaşlıkta sınanırdı.
Hayatta karşılığı bulunurdu.
Bugün ise bazen insan aynı gün içinde iki farklı cümleyi söyleyebiliyor.
Sabah:
“Bunu kesinlikle yapmam.”
Akşam:
“Ben öyle bir şey demedim.”
İşte teknoloji burada da ilerledi!
Eskiden söz ağızdan çıkardı.
Şimdi video kaydı da var.
Tutarlılık aslında çok büyük bir erdemdir.
Çünkü tutarlı olmak, her zaman aynı fikirde olmak değildir. İnsan yanılabilir. Fikrini değiştirebilir. Hatta özür dileyebilir. Bunların hiçbiri ayıp değildir. Tam tersine… “Yanılmışım” diyebilmek, insanın kendine ve karşısındakine duyduğu saygının göstergesidir.
Asıl mesele, dün söylediğinin bugün tersini söylerken dün hiç konuşmamış gibi davranmaktır.
İşte orada mesele fikir değiştirmekten çıkar…
Hafıza değiştirmeye dönüşür!
Bir fıkra vardır. Adamın biri sürekli fikir değiştirirmiş.
Arkadaşı sormuş:
Senin hiç sabit bir fikrin yok mu?
Adam düşünmüş:
Var.
Neymiş?
Fikir değiştirmek!
Bugün bu fıkraya biraz daha dikkatli bakmak gerekiyor.
Çünkü bazen mesele fikir değiştirmek değil; çıkar değişince fikir değiştirmek.
İşte o zaman insanın terazisi şaşıyor.
Oysa çocuklar bizi izliyor. Evde baba ne diyorsa ona bakıyor.
Anne nasıl davranıyorsa onu görüyor.
Öğretmen ne söylüyorsa, söyledikleriyle yaptıklarının birbirini tutup tutmadığına bakıyor.
Çocuğa: “Yalan söyleme.” deyip telefonda, “Ben evde yokum de.” diyen yetişkin… Çocuğa:
“Adaletli ol.” deyip kendi işinde torpil arayan yetişkin…
Çocuğa: “Verdiğin sözün arkasında dur.” deyip kendi sözünü üç gün sonra unutan yetişkin…Çocuğun kitabını değil, davranışını okutuyor.
Çocuklar bizim söylediklerimizi değil, yaşadıklarımızı ezberliyor.
Ailede tutarlılık güven yaratır.
Okulda tutarlılık adalet duygusu yaratır. Toplumda tutarlılık güven duygusu yaratır.
Söz ile davranış arasındaki mesafe açıldıkça güven azalır. Güven azalınca insanlar birbirlerinin cümlesine değil, hesabına bakmaya başlar.
Oysa güzel bir toplumun temelinde çok basit bir şey vardır: “Söylediğine inanıyorum.”
Tarih bize bir başka şeyi de öğretiyor:
İnsan bazen verdiği söz uğruna büyük bedeller ödeyebilir.
Sözünden dönmemeyi onur meselesi yapan insanlar olmuştur.
Çünkü bazı insanlar için hayatın değeri, yalnızca ne kadar yaşadıklarıyla değil, nasıl yaşadıklarıyla ölçülür. Bir söz uğruna bedel ödemek… Bugünün hızlı dünyasında kulağa biraz eski moda gelebilir. Ama bazı değerlerin modası geçmez.
“Milyonda bir ihtimal bile yok!” derken biraz dikkatli olalım.
Hayatın matematiği bizim kadar kesin konuşmuyor.
Milyonda bir ihtimal dediğimiz şey bazen mucizeye dönüşüyor.
Bazen büyük bir hayal kırıklığına…
Bazen bir karşılaşmaya…
Bazen bir aşka…
Bazen bir dostluğa…
Bazen bir çocuğun hayatını değiştiren tek bir cümleye…
Bazen de insanın kendi söylediği sözün karşısına çıkmasına…
O yüzden insanın kendine vereceği en güzel söz belki de şudur:
Bugün söylediğimi yarın hatırlayacağım.
Yanılırsam “yanıldım” diyeceğim.
Fikrimi değiştirirsem nedenini anlatacağım.
Söz verirsem tutmaya çalışacağım.
Tutamayacaksam bahane üretmeden özür dileyeceğim.
Ve ne olursa olsun…
Menfaat değişti diye karakter değiştirmeyeceğim.
Çünkü insanın cebindeki para azalabilir.
Mevkii değişebilir.
Dostları değişebilir.
Fikri değişebilir.
Ama karakteri değiştiğinde…
İşte o zaman elinde ne kaldığını kendisi bile bilemez.
Belki de mesele milyonda bir ihtimal değil.
Mesele, o milyonda bir ihtimal gerçekleştiğinde bizim kim olduğumuz.
Hayat önümüze her gün yeni bir soru koyuyor.
Cevabı bazen para değil.
Bazen makam değil.
Bazen alkış değil.
Bazen sadece vicdan.
Ve vicdanın sorduğu soru çok kısa.
“Sen, söylediğin insan mısın?”
İşte bütün mesele bu.
Milyonda bir ihtimal…
Belki gelir beklenmedik bir gün,
Bir söz çıkar karşımıza,
Unuttuğumuzu sandığımız.
Bir çocuk bakar yüzümüze,
Bizden öğrendiğiyle…
Ve hayat sessizce sorar:
“Ne söyledin dün?
Ne yaptın bugün?
Hangisi sensin?”
Milyonda bir ihtimal bile olsa,
İnsan kendine yakışanı seçmeli.
Çünkü hayat,
Bazen milyonda bir ihtimali,
Milyonların önünde gerçeğe dönüştürür.
