Bir bayrak dalgalansın, göğsümüzde umut,
Bilim olsun yolumuz, sevgi olsun bulut.
El ele verelim, aydınlansın yarınlar,
Cumhuriyet'le çoğalsın içimizde baharlar.
Bir milletin kaderi bazen bir meydanda, bazen bir kürsüde, bazen de kimsenin görmediği sessiz bir sabır anında değişir. Kimi öfkesiyle haklı çıkmaya çalışır, kimi aklıyla geleceği kurar. İkisi de "mücadele ediyorum" der ama gerçekten aynı şeyi mi yaparlar?
Kavga, insanı düne ve karşısındakine kilitler. Mücadele ise gözünü yarınlara dikmektir. Akıl ister, emek ister, vizyon ister. Uğruna yola çıktığımız büyük hedefleri anlık öfkelere kurban etmemektir.
Tarih bize bunun en somut cevabını Millî Mücadele ile verir.
1919’da Anadolu işgal altındayken Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışıyla başlayan süreç; sadece bir askeri başarı değil, ilmek ilmek işlenen bir akıl projesiydi. Kongreler, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşu, diplomasinin gücü ve Büyük Taarruz… Ardından gelen Lozan ve ilan edilen Cumhuriyet.
Bu destan sadece silahla değil; planlamayla, ortak akılla ve milletin sarsılmaz iradesiyle kazanıldı. Çünkü savaşı kazanmak bir aşamadır; asıl mesele bağımsız bir ülkenin geleceğini inşa edebilmektir.
29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilirken, kendi geleceğini tayin etme iradesi bu topraklara kök saldı. Eğitimden hukuka, ekonomiden toplumsal yaşama uzanan aydınlanmanın kapısı aralandı. Bugün Cumhuriyet’i yaşatmak da sadece bayramlarda bayrak dalgalandırmaktan ibaret değildir. Çocuğa nitelikli bir eğitim, yurttaşa adalet, gence umut verebilmek; aklı ve bilimi yol rehberi kılmaktır.
Peki, hırs ve kavga bize ne kazandırır?
Küçük bir hikâyeyi hatırlayalım:
İki komşu, bahçe duvarı yüzünden tartışmaya başlar. Sesler yükselir, gerginlik büyür, mahalle birbirine girer. Sonunda bilge bir komşu araya girip sorar:
“Evlatlar, siz bu duvarı niye örüyordunuz?”
“Bahçelerimizi ayırmak için!” derler.
Bilge adam başını sallar:
“Peki, birbirinizden ayrılmak için duvar örerken, bu vesileyle birbirinize ne kadar yaklaştığınızı hesap etmediniz mi?”
İşte bazen duvarları yükseltirken komşuluğu alçaltıyoruz. Tartışmayı kazanırken dostluğu, haklı çıkmaya çalışırken dinlemeyi unutuyoruz.
Oysa bir öğretmen ve bir baba olarak çok iyi biliyorum ki; çocuklar söylediklerimizden çok, yaşayarak gösterdiklerimizi öğrenir. Onlara sadece hakkını aramayı değil; özür dilemenin erdemini, farklı fikre düşman olmadan bakabilmeyi ve haksızlığa karşı dimdik durmayı da ilham etmeliyiz. Cumhuriyet’in ihtiyacı birbirine bağıran sesler değil; birlikte düşünen, sorgulayan, üreten ve kucaklaşan yüreklerdir.
29 Ekim’de sadece geçmişin büyük zaferlerini yâd etmekle kalmayalım. Kendimize şu coşkulu soruyu da soralım: Cumhuriyet’in bize emanet ettiği yarınlara bugün ne katıyoruz?
Çünkü kavga anı kurtarır, mücadele ise geleceği değiştirir!
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu toprakları bize vatan kılan tüm kahramanlarımızı minnet, saygı ve rahmetle anıyorum.
Cumhuriyetimizin ışığı hiç sönmesin; aklın, bilimin, adaletin ve kardeşliğin coşkusu yüreğimizden eksilmesin.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!
Yaşasın Cumhuriyet! Yaşasın Millet İradesi!
