Ankara’da gerçekleştirilen NATO toplantısında, dünyanın farklı ülkelerinden gelen devlet ve hükümet temsilcilerine sunulan menülerde Urla sakız enginarının yer alması tesadüf değildir. Bu gelişme, yıllardır Urla’da tarım, gastronomi ve yerel kalkınma adına verilen emeğin uluslararası düzeyde karşılık bulduğunun göstergesidir.
Urla artık yalnızca denizi, bağları ve tarihi ile değil; gastronomisiyle de anılan bir kenttir. Michelin yıldızlı restoranlardan kadın kooperatiflerine, üreticilerden şeflere kadar uzanan büyük bir ekosistem oluşmuştur. Bu ekosistemin merkezinde bağcılık ve tarım bulunmaktadır.
Bir zamanlar yalnızca yerel pazarlarda satılan enginar, bugün Türkiye’nin en önemli gastronomi ürünlerinden biri haline gelmiştir. Urla Enginar Festivali’nin yarattığı farkındalık, coğrafi işaret çalışmaları, şeflerin menülerinde enginara verdiği önem ve üreticinin özverili çalışmaları bu başarının temel taşlarıdır.
Ancak artık yeni bir eşikteyiz.
NATO sofralarına çıkan bir ürünün ardından sadece övünmek yeterli değildir. Bu başarıyı ekonomik değere dönüştürmek zorundayız. Bunun yolu da üretimi planlı şekilde artırmaktan geçmektedir.
Bugün Urla’nın önüne yeni bir hedef koyması gerekiyor: Enginar ekim alanlarını iki katına çıkarmak ve yıllık 12 milyon baş üretime ulaşmak.
Bu hedef ilk bakışta iddialı görünebilir. Ancak Urla’nın iklimi, toprak yapısı, üretici bilgisi ve oluşan marka değeri dikkate alındığında ulaşılması mümkün bir hedeftir. Üstelik bu yalnızca tarımsal bir hedef değildir; aynı zamanda ekonomik kalkınma, kırsal istihdam ve gastronomi turizmi hedefidir.
On iki milyon baş enginar üretimi;
• Üreticinin gelirini artıracaktır.
• Gençlerin tarımda kalmasını teşvik edecektir.
• Kadın kooperatiflerine yeni üretim alanları açacaktır.
• Konserve, dondurulmuş ürün ve işlenmiş gıda yatırımlarını teşvik edecektir.
• Urla’nın gastronomi markasını güçlendirecektir.
• İhracatın önünü açacaktır.
Ancak üretim artışı yalnızca yeni tarlalarla sağlanamaz. Bunun yanında paketleme tesisleri, soğuk hava depoları, işleme merkezleri ve ortak pazarlama organizasyonları kurulmalıdır. Üreticinin kazandığı, tüketicinin kaliteli ürüne ulaştığı bir değer zinciri oluşturulmalıdır.
Şimdi yapılması gereken, bu başarıyı kalıcı hale getirmektir.
Nasıl ki İtalya bazı ürünleriyle dünya pazarlarında güçlü bir yer edinmişse, nasıl ki Fransa belirli tarımsal ürünlerini ulusal marka haline getirmişse, Urla da sakız enginarını Akdeniz’in en güçlü gastronomi markalarından biri yapabilir.
Bu nedenle 2027 yılı için hedefimiz açık olmalıdır:
Urla’da enginar ekim alanlarını iki katına çıkarmak, üretimi 12 milyon başa ulaştırmak ve Urla sakız enginarını dünya gastronomisinin vazgeçilmez ürünlerinden biri haline getirmek.
NATO sofralarında başlayan görünürlük, doğru planlama ile yarının ihracat başarısına, kırsal kalkınmasına ve Urla markasının güçlenmesine dönüşebilir.
Toprak hazırdır.
Üretici hazırdır.
Marka değeri oluşmuştur.
Şimdi sıra, Urla’nın enginar geleceğini birlikte inşa etmektedir. Tanıtımda emeği geçen Od Urla Osman Sezener’e ve Çapacı Çiftliğine teşekkür ederiz.
