Birbiri ile bağlantılı olup olmaması önemli değil, biz konuyu ne yapar eder birbirine bağlarız. Köşede sıkışıp kalmış sırasını bekleyen birkaç konu gününü buldu. Köşeden çıkmışsa bir müddet herkesten saklanmıştır, korkmuştur ya da bilerek köşesine çekilmiştir. Köşe bucak kaçtığı olmuştur, köşeye sıkışmıştır, köşe yastığı gibi oturmuşluğu zaman geçirmişliği de olmuştur ya da bir şeyin köşe taşı oluvermiş, köşeyi dönüvermiştir. Özdeyişler içinde bulunduğumuz durumlara anlamca oturan, anlatmaya dilimizin varmadığı kendimize bile ifade edemediğimiz zamanlarda, bizim elimizden tutan güzel sözler söylediğimizde karşımızdakinin de anlayabileceğini düşündüğümüz kestirme yol…
Hepsinde bizlerden birileri var, söyleyemediklerimizle sakladıklarımız... Daha ambalajı açılmamış öylece köşede duran neler vardır içimizde. Modası geçmiş düşünceler, anlamını kaybetmiş, yerine ulaştırılmamış, söylenmemiş güzel olmayan sözler, üzen anılar, sokulmamış olduğu için içerde kalan ah keşke söyleseydim denen laflar ve bu düşüncelerin sebep olduğu hastalıklar... Hepsi büyük bahar temizliğinde gitti ve bitti. Bu temizliği başaranlar, başarmak isteyenlere yardım ediyorlar. İyi ve güzel olmanın kadını erkeği yok, insanlık bunu gerektiriyor. İstiyor. Ne yaparsak yapalım kural bu…
Kadına şiddeti sadece vurmak olarak algılayan erkek zaten ataerkil toplumun yanlış öğretileri ile kendisi ezilmiş. Erkeğin sözlü şiddeti ile sindirilmiş, korkutulmuş kadının günü olmaz. Gün yetmez, ay yetmez, yıllar yetmez. Düşünce farkı diye adlandırılan baskıcı toplumlardaki kadınların korkularından dolayı ses çıkarmadıkları, serbest kaldıklarında medeni tarafı seçmek istediklerini artık hepimiz biliyoruz. Çocuğum için dese bile hazır olduğundan az çok haberdarız ki önce kendisi için olmasından tarafız. Medeni hayatın içinde bile bu hayatı yaşayan kadınlar varken, eğitimin kültüre etkili olacağına inanıyor ve bunun için çaba veriyorsak kadın erkek el ele olmak zorundayız. Yaşadığımız her şeyden sorumluyuz ve önce kendimizden…
Erkekleri sevmiyorum diyen bir kadının çektikleri tabii ki de göz ardı edilemez. İçindeki çığlık, ezilmiş bir kadının canının yanmasından dolayı çıkaracağı fırtınanın ilk sesidir. Erkeğe yıllarca kulluk eder gibi hizmet etmişse aşağılanmış, ezilmiş hisseder. Erkeğin egosunun kuvveti, etiketi, kariyeri ve itibari ölçüsünde saklanmıştır. Bu durum medeni olduklarını sanan, okumuş aileler için de geçerli olmuştur. Sessizce, sakince adına saygı denilerek, kol kırılır yen içinde kalır denilerek üstü örtülmüştür. Acı çekmenin ve çektirmenin kadını erkeği olmaz. İnsanoğlu acı çekmek için yaratılmamıştır. Bu düşünce en tehlikeli düşünce tarzıdır. Terbiye edilmek adı altında acı çektirmek... İnsanın kendisi ile savaşını bir başkasının üzerinde uygulamasından başka bir şey olamaz bu.
Kadının maddi, manevi her türlü emeğinin yok sayılması, değersizlik hissini ve nefreti oluşturduğunda önce atalarına köklerine kafa tutar; keser, baltalar, kurban eder kendini. Sonra hatırlar, köklerinden doğmuş, filiz vermiştir ve üremiştir. Dolayısıyla geleceğe uzanan ana damarı kesmeye kıyamaz… Kadın, geçmiş ile geleceği birleştiren köşe taşıdır…
Nuray Çetingöz