Yaşam devam ederken içinde aydınlık da karanlık da olacaktır, yaşamın devam mecburiyeti vardır, denge mutluluk, dengesizlik ise mutsuzluk getirmekte. Aydınlık ışık, soğuk havalarda ısı ferahlık derken bir anda yangınlarla ateş elementi daha güçlü giriveriyor devreye, ne oluyor o an denge bozuldu bak fazlası neye mal oldu. Her şey tezadıyla mevcuttur, azı kararken çoğu zarar bazen de azı zarar çoğu yarar olduğu da oluyor. Göreceli bir durum o vakit, ortası yarar deyiverelim ılımlı olsun. Denge şifa demektir. Şifalanmak da dengeye gelmek demektir, bir şeylerin dengesi bozulduğunda olaylar çığırından çıkar, “bozuldu” deriz.
Neymiş bozulan?
Denge!
Ne lazım?
Şifalanmak!
AÇALIM KALEMİN UCUNU AŞK HİKAYESİ TADINDA
Sevmenin dozunu kaçırdığımızda da kendimizi zarar karşımızdakini yarar haline getirdiğimizde de durum aynı... Aslında kaptırmadan kendini aşkın ateşine, kararınca sana da bana da hayrı olsun diyerek sevmek varken, ateşin hızında donanımlı olarak yol almak hoş olurdu da neyse ateş yakacağı ne varsa yakıp öyle söner. Tüm mesele bilmemekten, donanım bilgi eksiliğinden...
Ne sen uç tepelerde, ben seni oralarda tutmak için aşağılarda çok çaba gösterip yuvarlanayım. Ne ben tepelere çıkayım sen aşağılarda beni tepelerde tutmak için yuvarlan.
Tahterevalli misali dengede yavaş yavaş salınalım. Acımak yerini merhamete bıraksın, şefkat gelişsin vicdan oluşsun bak gidişat nasıl güzelleşir şifalanır aydınlanır açılır içeride yollar dış dünyaya yansır.
Direnmeyi yanlış anlayıp, “öyle değil böyle olacak” demenin derin korkusunda sanrıların benim olsun, benim olacaksın gibi sahip olma isteği yüklerse yük ağırlaşır. Ahh ki şu nefs ne çok şey istiyor benim olsun senin olmasın, hadi biraz senin biraz benim olsun derken kimsenin olmadığını dünyanın geçici olduğunu anlatan ateş sarıverir etrafı, dünyanın bile sesi çıkmaz rüzgâr öyle şiddetli eser ki ...
Gel gör ki, aşk ateşi vurdumu kapıyı, kulak duymaz, gözü kör görmez kişinin sonunda ne senin ne benim haline gelir. Ya benimsin ya toprağın bile diyebilir. Yangın yeri şimdi simsiyah karanlık olmuştur. Karanlık romantik bir mum ışığında deniz ve mehtap halinde gökyüzünü yıldızları seyrederken çok hoştur da bir de bu hali vardır. Ateş karmaları yakmış en güçlü haliyle temizliğini yapmış çekilmiştir. Sönmüş alevler arasında aşkı anlayan anlamış sevgi kendine yer etmiş ya da yar etmemiş gitmiştir.
Gerçekte bitmiş midir?
Ya da hakikatte başlamış olabilir mi?
Nereden bakıldığına bağlı sevginin burada bu yanmışlığın içinde ne işi var diyen de olabilir.
Yanan da yakan da aynı gözle bakarsa...
Toprak ses çıkarmaz, hepsinin görevi var O bilir. Onun şimdi içindeki tohumları kontrol edip yeniden canlanma filizlenme işine girişmesi gerek kendini birazcık nadasa bırakıp sudan destek alacaktır yağmur da ona karşı boş değildir hani. Aslında dualarla çağırılmadan zorlamalarla itilmeden kendi istediği vaktini bilerek gelir. Göz yaşları inci gibi süzülür aşıkların gözlerinden içlerindeki yangını söndürür o sırada vakit geçer yangınlık alanlardaki tohumlar filizlenmeye başlar su görevini yapmıştır, yanmış kalpler bundan böyle bilgilidir. Hava tohumları üfler her yana savurur " fırtına " der aşıklar ama artık korkmazlar şimdi daha iyi kök salıp tutunacaklardır. Yeşilin göz kamaştıran rengini ağaçların ulu dallarında göğüslerine basarlar, coşkun bir akarsu gürler yemyeşil bir denize kavuşmak için ritmini en verimli halde bir barış şarkısı söyler gibi ayarlayarak akar, bir anda doğasında kalır insan güzel görünür her şey umut parlar.
“Bu işin bir sorumlusu bileni mutlak vardır” deyip ona gitmek isteseler de o sorumluluğu kendi içlerinde kendilerinde ışıklarında, damarlarında hissederler. İş başa düşmüştür, yüzlerinde bir gülümsemeyle güçlerini fark ederler, başka baş aramaktan vazgeçerler. Bir yuva arayışı içine girerler birlikte sonuçta yaradılışta barınma beslenme ve üreme mevcudiyeti vardır. Dünya üstünde çok acı çekmişlerdir. Yanan, talan olan yurtlarının içinde elleri bağırlarında adaletli güvenli bir yer ararlar, yanmış yurt bölgesinde saygın akıllarını okuyarak yeniden bulmak üzere yola çıkarlar arayan bulacaktır bulanlar arayanlardır bunu biliyorlardır bilmenin yararını bilip kendilerine köklerine güvenmektedirler...
Amaçları ateş, su hava toprak dengesiyle yanmış yurtta gönül evlerinde haklarıyla oturabilmektir.
Kalemi sözü sivriltmek kişilerin anlaması gerekenleri yazıya biraz şiddet katarak anlatmaktan ibarettir, ne yapsam da o kalem, o söz sivrilmiyor geçmiş zamanlarda dilimin düşüncemin çok sivrildiğinden midir bilmem ama şimdiki gibi arada ucunu açıyorum o da bir aşk hikayesi gibi hikâyeleşmiş olarak yazıya dökülüveriyor. Aşkın manasında yanmış yok olmuşlar anlar bahsi geçen dizi filmlerde geçen kalıplardan bahsetmiyorum.
Sonu sevgiyle sonuçlanmış yol alınan her manalı hikâyede arada ucu açılmış kalemle bir kaç cümle sıkıştırmışlığım vardır, niyetim serinlik olsun, ılık geçsin mevsimler, yeşil baharlarda bahçelerde dolaşsın koşsun gezsin, yaş alarak öğrensin, öğretsin insanlar en doğal haklarını yaşamayı haklarıyla yaşasınlar ...
Gerçekte kanıt ararsın bulur tatmin olur ona inanırsın. Oysa hakikatin açıklaması yoktur. ONU yaşarsın... Bir dönem filmi gibi yazdım bir göz içeride bir göz dışarıda okunursa anlam bulunur, çünkü her şeyin manada tek olduğu ne hoş...
Dengenin içinde ucu açılmış bir kalemin yazdıkları da bulunsun, kör kalemle yazmak olmaz, benim kalemim, sözüm ancak beni değiştirmeye yarar, başkasını istemediği sürece değiştirmek haddim değildir, kişi kendi isterse, nasibi varsa bilgimizi paylaşırız, istemeyene bilgi ziyanlığı yapmayız
Hanemiz, dengemiz şifamız daim olsun.
Sevgi ve umut ile ...
CANSIN
Sanma ki yalnızsın
Bir kadın bir adamsın
Hangi ile gitsen
Adınla tanınırsın
Yurdunda teksin
Ne adın var ne sanın
Çek kalemi sür kâğıda
Kâğıt geldiği yeri anlatsın
Kalem kâğıt yer gök
Ne adın kaldı ne cinsiyetin
Orada dur
Canın anlatsın. /Nuray Çetingöz