Kadim uygarlıklarda kırılma noktası acı uyanış olarak algılanırmış. Can kaybı çok dediğimiz ve canhıraş kurtulma mücadelesinin verildiği acı bir olay yaşadık. Arkasından gelecek hayrı görebilmenin cesaretini taşıyarak yaşandı büyük kırılma. Şehirlerimiz yıkıldı, ülkece çok sarsıldık. Ölümün ne olduğunu ve çaresizliği, sosyal medyaya yansıdığı kadarıyla seyrettik. Acıyı, orada bulunanlardan dinledik.
Hepimiz çabaladık, elimizden geldiğince yardım ettik. Bu süreçte kendimizi suçlu, öfkeli, nefret dolu, isyankâr bile hissetmiş olabiliriz. Gördüklerimiz ve duyduklarımız karşısında suçlamak, yargılamak belki bizi biraz rahatlatmıştır. Oysa doğal bir felaket anında nasıl tutum sergileyeceğimizi bilmiyorduk.
Evler sağlam değildi, yıkıldı. Yapanlar suçluydu, alanlar seçerek o evi almışlardı. Kimse böyle olsun istemezdi. Olanlar olmuş, karmalar yıkılmıştı. Coğrafya kader, iyi insan olabilmek bir meziyetti. Adalet, ahlak sorgu sual edildi. Yargılanan mı yargılayan mı oluyorum derken,
Sus geldi ....
Ah canım ülkem! Vatanımın bir parçasıyla bizler de kırıldık. Tuz buz oldu kalbimiz. İçim dolu. Yine de kafamızın içi, yüreğimiz, dilimiz umut dolu, çiçek dolu, yeni dolu, yeniden dolu, birlik dolu, gelecek nesillere verilmiş güzel söz dolu, sevgi dolu. Yüreğim aşk dolu. Atadan, dededen güzel miras dolu, hepsi dolu. Göz yaşlı; hem yas hem sevinç dolu. Yine, yeniden, yeni ile iyilikle sarılarak ve sen ben demeden biz olarak …
Öyle işte,
Öyle dolu…
Çünkü,
BEN ANADOLU.
Sevgi ve umut ile…
Not: Türkiye tarihinin en yıkıcı depremi olan 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremine ithafen yazılmıştır.