Kadının kendisini kadın gibi hissetmesi, içten gelen özden gelen dişillikle, anaçlıkla, rahim ismiyle ilgilidir. İllaki bir erkek tarafından verilecek bir durum değildir ki bu hâl kadını beklentiye sokar. Erkeğin vereceği sevgiyi kadın istediği şekilde yoğurup, değerlendirip, şekillendirerek önce kendini değerli hissedip sever; sonrasında üzerine ekleyerek dengeleyebilir. İşte bu sevgiyi hissetme hâli şahane bir olay olur...

Erkeklere düşman olmak, baba ve oğulu görememektir. “Benim oğlum yok ki” diyen babayı reddeder; yolda tekerin biri zaten patlar. Aynı şekilde erkeğin kadınlara düşman olması da anne ve kız evladı görememesidir. Mesele kadın/erkek olmak olmamak da değil aslında. Farkında olmadan yaptığımız sözleşmelerimiz var:
“Dünyaya bir daha gelsem kadın olurum.”
“Dünyaya bir daha gelsem erkek olurum.”

Şimdi kadın olmak var, şimdi erkek olmak var gibi benzeri sözler, sanki öyle olunca durumumuzun daha iyi olacağı anlamını duygusal ve zihinsel olarak bedene de yükler... İşimize geldiği gibi düşünüp konuştuklarımız içimizde nelere yol açıyor? Erkek gibi kadın olmak çok mu gururla ifade ediliyor? Erkek gibi yetişmek bir kız çocuğu için çok mu değerli?

O zaman,
Erkeğe “kız gibi”, kadına “erkek gibi” denildiğinde algı neden farklı?
Denge gerek hem düşüncelerde hem sözlerde hem eylemlerde.

Amaç kadının canlı varlığını göstermek, korumak ve kanıtlamaksa; öncesinde de yok sayıldığının kabul edilmesi demektir. Olmayan şeyin peşinden koşulur.

HER ŞEY TEZATIYLA MÜMKÜNDÜR.

#8martdünyakadınlargünü
Sevgi, umut ve neşe ile...
Nuray Çetingöz