Yıllardır çocuklarla çalışıyorum. Her atölyenin sonunda fark ettiğim bir şey var: Hayal gücünü çocuklar çok iyi biliyor, ama büyükler yanlış tanımlıyor.
Hayal kurmayı, gerçeklerden kaçmak sanıyoruz. Sanki hayatın zorluklarına sırtını dönenlerin sığındığı bir oyunmuş gibi anlatılıyor. Açıkçası buna hiç katılmıyorum. Hatta tam tersini düşünüyorum.
Çünkü gerçeklik bazen tokat gibi çarpar yüzümüze.
Bir kayıp gelir, bir ayrılık... Beklenmedik bir hastalık, büyük bir hayal kırıklığı ya da hiç hesapta olmayan bir yalnızlık... İşte tam o anlarda insanın elinden alınamayan tek şey var: Hayal kurabilme yeteneği.
Guillermo del Toro'nun Pan'ın Labirenti filmini izleyenler bilir. Küçük Ofelia'nın kurduğu dünya, gerçeklerden kaçmak için değildir. Aksine, o gerçeklere dayanabilmek için vardır. Çünkü insan her zaman yaşadığı dünyayı değiştiremez. Ama ona bakışını değiştirebilir. İşte hayal gücü tam da burada devreye girer.
Bir çocuk boş bir karton kutudan uzay gemisi yapıyorsa, aslında sadece oyun oynamıyordur. Dünyaya teslim olmadığını ilan ediyordur.
Bir çocuk tuvale ilk fırça darbesini vuruyorsa, henüz kimsenin görmediği bir ihtimale inanıyordur.
Bir yazar boş sayfaya ilk harfi yazıyorsa, görünmeyen bir kapıyı aralıyordur.
Hayal etmek, gerçekten kaçmak değildir.
Hayal etmek, gerçekliğin bıraktığı boşlukları umutla doldurabilme cesaretidir.
Belki de bu yüzden Hayal Atölyesi'nde çocuklarla resimden önce hayal kuruyoruz. Hikâyeden önce merak ediyoruz. Çizgiden önce düşünüyoruz. Çünkü iyi bir resmin, iyi bir öykünün, iyi bir fikrin ve belki de iyi bir insanın başlangıcında önce hayal vardır.
Hayal edemeyen değiştiremez.
Değiştiremeyen ise zamanla sadece olanı kabullenmeye başlar. Sorgulamadan, itiraz etmeden, yeni bir yol aramadan...
Oysa insanı ileriye taşıyan şey tam da "Başka türlü de olabilir." diyebilme cesareti değil mi?
Ben hayal gücünü hiçbir zaman bir lüks olarak görmedim. Bence o, insanın en güçlü savunma mekanizmalarından biri.
Gerçeklik bazen serttir.
Acımasızdır.
İnsanı köşeye sıkıştırır.
Ama zihnimizin içinde hâlâ açılmayı bekleyen kapılar vardır. O kapıları ne para açabilir ne makam ne de güç. O kapının anahtarı yalnızca hayal gücüdür.
Belki de insanı insan yapan şey tam olarak budur.
En karanlık labirentin ortasında bile görünmeyen bir çıkışın var olabileceğine inanmak...
Ben buna inanıyorum.
Ve yıllardır çocukların gözlerinde bunun gerçekten mümkün olduğunu görüyorum.
Urla Belediyesi ile beraber, Aryom Kültür Merkezi’nde yaptığımız atölyelerde, çocuklar için bu ortamı sağladık; hepsi bu anlattıklarımı anladı, hatta başarıyorlar da. Ancak yılların tecrübesinden yola çıkarak şunu söylemeliyim ki artık yetişkin dostlarımızla da bir Hayal Atölyesi planı yapmamız gerekiyor.
Çünkü çocukların hayal gücünü geliştirmek yalnızca çocuklarla çalışarak mümkün olmuyor. Anne babaların, büyükanne ve büyükbabaların, eğitimcilerin ve çocuklarla yolu kesişen tüm yetişkinlerin de bu yolculuğun bir parçası olması gerekiyor.
Belki birlikte; çocuklarımıza nasıl ve ne kadar vakit ayırabileceğimizi, onların hayal gücünü hangi şartlarda destekleyebileceğimizi, yaratıcılıklarını farkında olmadan nasıl körelttiğimizi ya da nasıl büyütebileceğimizi konuşuruz.
Bence yetişkinler için bir Hayal Atölyesi hiç de fena olmaz.
Hatta belki en çok buna ihtiyacımız vardır.