Mustafa Kemal, Harp Akademisi’ni beşinci olarak bitirdi. Artık kurmay yüzbaşıydı ve atama haberini bekliyordu. Ancak asılsız bir ihbar üzerine yakalandı ve hapsedildi. Onun ve arkadaşlarının tutuklanma sebepleri arasında okulda gazete çıkarmak ve zararlı fikirleri yaymak, Abdülhamid’in arabasına bomba atmak, Sirkeci’deki bir evde gizli toplantılar yapmak ve gizli bir örgüt kurmak olduğu söyleniyordu. Fakat bu suçlamaları ispatlayacak hiçbir somut delil yoktu. Yalnızca bir muhbirin söylediklerine dayanıyordu her şey.

Önce Taşkışla’da hücrelere kapatıldılar. Ardından Yıldız Sarayı’nda sorguya çekildiler. Mustafa Kemal, bu sorgu sırasında ağır şekilde hırpalandı. Arkadaşı Ali Fuat ise zekice bir hamleyle kurtulmayı başardı. Protokole göre, sultanın üniformasını taşıyan bir subaya, sultandan daha aşağı rütbeli biri el kaldıramazdı. Ali Fuat bunu hatırlatarak kendini korudu. Mustafa Kemal ise sonradan onun bu akıllıca hareketini öğrenince, tecrübesizliğine acı acı güldü.

Yıldız Sarayı’ndaki sorgunun ardından Bekirağa Bölüğü’ne götürüldüler. Orası, Sultan Abdülhamid’in muhaliflerinin sürgün edildiği, karanlık ve soğuk bir hapishaneydi. Mustafa Kemal, gün yüzü görmeyen, rutubet kokusunun her yana sindiği küçük bir hücreye kapatıldı. Duvar dibinde eski bir ranza, üzerinde küflenmiş, pis bir yatak vardı. Ali Fuat yirmi gün sonra serbest bırakıldı, ancak lider olarak görülen Mustafa Kemal tam iki ay boyunca Bekirağa’da kaldı.

Sultan Abdülhamid’e suikast suçlaması asılsız çıktı. Ancak gazete çıkarmak ve gizli toplantılar yapmak, askeri disiplin açısından ordudan atılma cezası gerektiriyordu. Tam her şey bitti derken, Harp Akademisi Müdürü Ali Rıza Paşa devreye girdi ve cezası sürgüne çevrildi. Mustafa Kemal ve Ali Fuat, Şam’daki 5. Ordu’ya tayin edildi.

O günlerde Arap Yarımadası Osmanlı için bir ateş çemberiydi. Arap kabileleri tek tek ayaklanıyor, Osmanlı’ya karşı bağımsızlıklarını ilan ediyordu. Mustafa Kemal’in Şam’a gönderiliş amacı da açıktı: Gittiği yerden bir daha geri dönmemesi... Aslında, “Onu burada cezaevine atacağımıza, gitsin de orada ölsün,” mantığıyla sürgün edilmişti.

Mustafa Kemal ise bu sürgüne boyun eğmek yerine, kaderini yeniden yazmaya karar verdi. “Pekâlâ,” dedi, “Biz bu çöle gider ve orada yeni bir devlet kurarız.”

Mondros Mütarekesi sonrası Osmanlı Devleti, fiilen işgal altına girdi. İstanbul Hükûmeti, işgalcilerle iş birliği yaparak kendince düzeni koruma çabasındaydı. Mustafa Kemal ise 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak kurtuluş mücadelesini başlattı. Bu durum, Osmanlı yönetimi tarafından isyankârlık olarak görüldü. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının hareketi büyüdükçe, İstanbul’daki Damat Ferit Paşa Hükûmeti, işgalci güçlerin de baskısıyla onu asi ve vatan haini ilan etti. 11 Mayıs 1920’de Divan-ı Harp Mahkemesi tarafından idam kararı verildi. Sadrazam Damat Ferit Paşa, bu kararı Sultan Vahdettin’e sundu ve padişah onayladı.

Kararda, Mustafa Kemal’in ve arkadaşlarının halkı Osmanlı yönetimine karşı kışkırttığı, düşman işgaline karşı ayaklanma başlattığı, Osmanlı ordusundan askerleri kaçırarak isyana teşvik ettiği, İstanbul Hükümeti’nin emirlerine uymadığı gerekçeleri yer alıyordu. İstanbul Hükûmeti, idam kararını uygulayabilmek için Anadolu’da Mustafa Kemal’e bağlı birlikleri bastırmak amacıyla Kuvayı İnzibatiye adlı orduyu kurdu. Ancak bu birlik başarılı olamadı ve Milli Mücadele güçleri karşısında dağıldı. Osmanlı yönetimi, 1920’de Sevr Antlaşması’nı imzalayarak Anadolu’yu parçalara ayırmayı kabul etti. Mustafa Kemal ve arkadaşları ise bu antlaşmayı tanımadı ve karşı çıktı. İngilizler de İstanbul Hükümeti’ni destekleyerek Mustafa Kemal’in yakalanmasını ve idam edilmesini istiyordu. Bunun üzerine, İstanbul Hükûmeti, Mustafa Kemal’i engellemek için doğu cephesinin en güçlü komutanını, büyük nam salmış bir Osmanlı Komutanı olan Kazım Karabekir’i görevlendirdi. Mustafa Kemal, Erzurum’daydı. Kongreye hazırlanıyordu.

Kazım Karabekir’e, Mustafa Kemal’i tutuklama ya da İstanbul’a geri getirme emri verildi. Kazım Karabekir, bu sırada Doğu Anadolu’da 15. Kolordu’nun komutanıydı ve bölgedeki en güçlü askeri birliğe komuta ediyordu. Erzurum’a gelen Karabekir, Mustafa Kemal’i tutuklamak için, yüz kadar atlısıyla konağa geldi. Konakta bir panik, bir heyecan...Karabekir, Mustafa Kemal’i götürmek üzere atından indi, konağa girdi, üst kata çıktı. Mustafa Kemal sivil kıyafetleriyle masasında oturuyordu. “Hoş geldin Kazım” diyerek, temkinli bir şekilde elini uzattı. Başına ne geleceğini kestiremiyordu. Kazım Karabekir hem yaşça hem de rütbe olarak Mustafa Kemal’den üstteydi. Ona şöyle bir baktı. Aniden bir selam çaktı ve şöyle dedi:

“Vatanın kurtuluşu için sizi destekliyorum. Emrinizdeyim paşam!”

Hikâyenin devamı malum…

Mustafa Kemal o devleti çölde kuramadı ama Ankara’da kurdu.

Öldürmeyen her yara onu daha da güçlendirdi.

Ve o devlet, yüz yılı aşkın süredir ateş çemberinin tam ortasında olmasına rağmen dimdik ayakta...İyi ki!

Mustafa Kemal’in askeri olmak demek: Kazım Karabekir olmak demek. 18 yaşında Çanakkale’de ölen Osman dedem olmak. Seyit Onbaşı olmak, 57. Alayın her bir neferi olmak, Hasan Tahsin olmak, Uğur Mumcu olmak, Gaffar Müdür olmak, Ahmet Taner Kışlalı olmak, Bahriye Üçok olmak, Fethi Sekin ve niceleri olmak demek!