Bakmak, gözlerimizle bir şeye yönelmek demektir. Mesela, pencerenin dışına bakabiliriz, ama ne gördüğümüze çok da dikkat etmeyebiliriz. Bakmak, genellikle yüzeyde kalan, derinlemesine düşünülmeyen bir eylemdir. Görmek ise, gözlerimizle baktığımız şeyin farkına varmak ve onun detaylarını anlamak demektir. Görmek, dikkatli ve bilinçli bir şekilde bakmaktır. Yani, sadece gözlerimizle değil, aklımız ve kalbimizle de bir şeyi anlamaya çalışırız.

Bakmak, genellikle dikkat ve farkındalık gerektirmez. Sadece gözlerimizi bir şeye yöneltiriz. Ama görmek, dikkatli olmayı ve o şeyin detaylarını fark etmeyi gerektirir. Bakmak, sadece yüzeyde kalır. Görmek ise, baktığımız şeyi anlamamıza ve değerlendirmemize yardımcı olur. Örneğin, bir çiçeğe bakmak sadece onu görmek demektir, ama çiçeğin rengini, kokusunu ve nasıl büyüdüğünü anlamak görmek demektir.

Görmek, bakmaktan daha derin bir duygusal bağ kurmamızı sağlar. Bir arkadaşımızın yüzüne bakabiliriz, ama onu gerçekten görmek, onun mutlu mu yoksa üzgün mü olduğunu anlamamıza yardımcı olur. Diyelim ki parkta yürüyorsunuz ve bir ağaca bakıyorsunuz. Bu durumda sadece ağacın orada olduğunu fark edersiniz. Ama gerçekten görmek isterseniz, ağacın yapraklarının nasıl sallandığını, kuşların dallarına nasıl konduğunu ve ağacın ne kadar büyük olduğunu fark edersiniz. Bakmak ve görmek arasındaki farkı anlamak, dünyayı daha iyi tanımamıza ve anlamamıza yardımcı olur. Sadece gözlerimizi kullanarak değil, aklımız ve kalbimizle de çevremizdeki şeyleri görmeye çalışalım. Bu sayede, hayatımızı daha anlamlı ve zengin hale getirebiliriz.

Gelelim fasulyenin faydalarına. Şimdi, geleceği çok parlak görünen ilçemizin geleceği için taştan, betondan, demirden yapılar yapmak da bir yere kadar kabul edilebilir, tamam. Ama onun  yanında buralı olan, burada yaşayan çocukların yarın öbür gün burayı terk edip büyük şehirlere gitmemesi, doğduğu topraklara hizmet etmesi için ne yapmak gerek?

Bakmak yerine görmek gerek.

İnce ince, detay detay görmek ve ona göre yol almak gerek. Devletin imkânları belli. Yapacak pek bir şey yok. Ama biz yetişkinler bir sürü şey yapabiliriz. Mesela; kentimizdeki ilkokullar maalesef yetersiz. Bu binaları modernize etmek, bilgisayarlarla donatmak ve kaliteli internet bağlantısına kavuşturmak gerek.

Yerel yönetimler, işletmeler ve sivil toplum kuruluşları ile ortak çalışma yapılarak bilim, edebiyat, spor ve sanat alanında öğrenci kulüpleri oluşturmak gerek. Böylece öğrenciler ders dışında destek alabilecekleri farklı alanlar bulacak ve ilgi alanlarına göre tercih yapacaklardır. Böylece marangoz olmak isteyen bir çocuk memur olmayacak, balerin olmak isteyen bir kızımız muhasebeci olmayacaktır. Yaz dönemlerinde de eğitim programları sunmak, öğrencilerin sürekli olarak öğrenmelerini sağlar. Öğrencilerin sosyal ve duygusal gelişimlerine destek olmak için rehberlik ve danışmanlık hizmetleri sunulmalıdır ve bunları işinin ehli eğitimciler yapmalıdır.

Buradaki sanat atölyelerimde çocukların doğup büyüdükleri topraklara faydalı olma eğilimde olduğunu görüyorum. Onlarla sürekli yaratıcılıklarını geliştirici, özgüvenlerini arttırıcı, problem çözme becerilerini destekleyici, iletişim becerilerine katkıda bulunacak kalıcı öğrenmeyi teşvik edecek atölyeler yapıyorum. Velilerim de sağ olsunlar, sonsuz destekliyor ve güzel sözleriyle motive ediyorlar. Ancak bir yerden sonra yetersiz kaldığımı fark ettim. Çünkü iki elim, tek beynim ve bir bedenim var. Bir gün de 24 saat. Yine de elimden geldiğince bakmaktan ziyade görmeyi tercih ederek, imkânlar el verdikçe bildiğimden vazgeçmeden yola devam ediyorum.

Mustafa Kemal Atatürk’ün de belirttiği gibi, bir kurtarıcı beklemekten ziyade, “O birisi benim” diyerek bakmaktan vazgeçip, görmek gerek.

 “O birisi benim!” diyenler beni bulsun ve hep beraber kentimizin geleceği için derinlemesine, ince ince görelim…