Her sabah bir kurşun kalemle başlar günüm. Müzikler fısıldar, fırçalar dans eder, hikâyeler dökülür kâğıtlara. Sonra gündelik işlerime başlarım, atölyem olur, gece kendi işlerime bakarım, yazarım, çizerim. Tüm bu sanat yolculuğunun özünde yalnızca estetik ve kendimi gerçekleştirme çabasından ziyade daha derin bir arayış var: Özgür, adil ve demokratik bir dünyada ve ülkede yaşama hayali!
Bu hayal yalnızca bir yönetim biçimi değil; çocukların korkmadan soru sorabildiği, öğretmenlerin korkmadan düşünebildiği, insanların birbirini dinlediği, sanatın ve bilimin, empati ile değerlerin kol kola yürüdüğü bir hayat biçimi. Ve ben inanıyorum ki, bu hayalin gerçeğe dönüştürmenin tek yolu, iyi bir eğitim sisteminden, çocuklara verilen gerçek bir özgüvenden geçiyor. Bunu her fırsatta hem yerel hem genel yöneticilere dilimin döndüğünce anlatıyorum, çaba veriyorum.
Ben bir sanat öğretmeniyim. Her gün çocukların gözlerine bakarken, onların sadece renkleri değil, geleceği de nasıl hayal ettiklerini görüyorum. Onlara hep şunu söylüyorum:
“Bir çocuğun hayal gücü, her şeyi değiştirebilir”
Bir gün bir öğrencim bana şöyle demişti:
“Öğretmenim, eğer herkes çizdiği dünyada yaşayabilseydi, savaşlar olmazdı.”
İşte o an anladım; bir çocuğun hayalindeki adalet, yetişkinlerin yasalarından daha ilerici, daha insancıldı.
Sistem bize ezberlemenin başarı olduğunu öğretti. Ama ben çocuklara diyorum ki, hayal etmek, hata yapmak, denemek ve yanılmak, bir formül ezberlemekten çok daha değerlidir. Bir çocuk, bir tabloya özgürce renkleri dökebiliyorsa, gelecekte korkmadan fikir de savunabilir, doğrusunu da yanlışı da araştırabilir.
Müzikle çizgi çizen, resimle hikâye yazan çocuklar yetiştiriyorum. Onlara sadece boya kalemleri değil, cesaret veriyorum. Çünkü özgüven, özgürlüğün tohumu gibidir. Eğer bir çocuk kendini ifade edebiliyorsa, bir gün başkalarının da hakkını savunabilir.
Demokratik bir ülke sadece seçimle kurulmaz; eleştirel düşünebilen, sorgulayan, empati kurabilen bireylerle inşa edilir. Bu da ancak eğitimle mümkün. Bir köy okulunda yapılan bir masal atölyesi, bir şehirdeki yüz bin kişilik mitingden daha fazla değişim yaratabilir. Çünkü masalı yazan çocuklar, büyüyünce gerçekten inanarak o masalın adaletini arayacaktır.
Bu yüzden ben atölyelerimde çocuklara sadece bir hikâye yazdırmam; onların karakterlerine cesaret, sahnelerine eşitlik, çizgilerine umut eklerim.
Ben hayal kurmaya devam edeceğim. Kim yanımda olursa, başımın üzerinde…Köstek olacak ise uzak dursun, taş koymasın.
Çocuklarla çalışmaya, sanatla direnmeye, eğitimin kutsallığını savunmaya devam.
Çünkü inanıyorum ki bir gün;
Renkleri yasaklamayan, notaları susturmayan, çocukları susturmak yerine konuşturan,
adaletin ezberden değil vicdandan geldiği, hakkın güçle değil, haklıyla olduğu
bir ülkeyi hep birlikte kuracağız.
Daha medeni, refah ve insancıl bir ülkenin temelleri, bugün bir çocuğun yaptığı resimde, yazdığı masalda, attığı ilk adımda atılıyor. Şimdi, bütün bu karanlığın ortasında bir mum yakmanın zamanı. Çünkü eğer bir çocuk, kendi çizdiği güneşe inanırsa; biz de o güneşin doğduğu ülkeyi kurabiliriz. Bu ülke, duvarlarına masalların yazıldığı, sokaklarında şarkıların çalındığı, adaletin bir ezber değil, bir vicdan meselesi olduğu bir yer olacak. Orada hiçbir çocuk korkuyla büyümeyecek. Ve biz, ellerimizde fırçalarla, notalarla, kelimelerle bu hayali sadece kurmayacağız; onu adım adım, resim resim, nota nota inşa edeceğiz. Çünkü geleceğin en güçlü silahı hayal gücüdür. Ve biz onu çoktan kuşandık.