Bu yazıyı okuyacaksan, canının sıkılacağını ve tadının kaçacağını baştan kabul etmen lazım.

Çünkü biraz gerçeklerden konuşacağız.

Şimdi dürüst olalım…
Bugünün çocukları “canım sıkılıyor” dediği anda eline telefon verilen bir kuşak. Hayatları 15 saniyelik bir algıdan ibaret gibi. Tablet açılıyor, kısa videolar başlıyor, oyunlar yükleniyor… Ve biz yetişkinler de bunu çoğu zaman “çözüm” sanıyoruz. Oysa değil!

Çocuğun canı sıkılmalı biraz.

Evet, yanlış okumadınız. Can sıkıntısı kötü bir şey değildir. Hatta çoğu zaman yaratıcılığın başladığı ilk kapıdır. İnsan hayal kurmaya, üretmeye, düşünmeye, icat etmeye biraz da canı sıkıldığı için başlar. (Gerçi aman icat çıkarma mantığı henüz tam olarak bitmiş değil, ama olsun) Sürekli oyalanan çocuk düşünemez. Sürekli ekranla meşgul edilen çocuk kendi iç sesini duyamaz.

Urla güzel bir yer. Deniz var, tarih var, rüzgâr var. Ama kabul etmek gerekiyor ki; çocukların kültür, sanat ve üretim alanında nefes alabileceği işler konusunda hâlâ eksiklerimiz var. Öncelikler başka yerlere kayıyor bazen. Çocukların akademik öğretilerden farklı olarak; resim yapacağı, müzik üreteceği, kitap okuyacağı, birlikte düşüneceği, sohbet edeceği alanlar yeterince çoğalamıyor. Hatta yok gibi bir şey. Bunu kırmadan, dökmeden, eleştirmeden ama saklamadan da söylemek gerekiyor açıkça.

Çünkü çocuk sadece okuldan ibaret değildir. Sadece sınav değildir. Sadece ders değildir.

Bir çocuk; bir sokak konserinde alkış tutarken büyür.
Bir resim atölyesinde kendini keşfeder.
Bir hikâye yazarken içindeki dünyayı tanır.
Bir kitapla kaderi değişebilir.

Ben de Urla’nın Serhat Hoca’sı olarak, toplumun küçücük bir parçasında buna kafa yoran, bunun için mücadele eden gönüllü bir eğitimciyim sadece. Büyük laflar etmeyi değil, elimden geleni yapmayı tercih ediyorum. Vazgeçmeden, küsmeden, kırılmadan yoluma devam etmeye çalışıyorum. Zor oluyor bazen, ama konu çocuklar, yeni nesil ve gelecek ise yola devam…

Çünkü bu iş; ego işi değil.
Kibir işi hiç değil.
Kompleksle yapılacak bir iş de değil.

Bu iş gönül işi.

İnsan zaman zaman önüne çıkan engelleri aşmak için sessizce dişini sıkar. Destek bulamadığı zamanlar olur. Bazen yalnız hisseder. Ama yine de devam eder, etmeli. Çünkü mesele kendini göstermek değil; çocukların ışığını büyütebilmektir. Bu son cümlem çok önemli! Altı çizilmeli.

Ben kendi yoluma bakıyorum.
Çocuklarımla, öğrencilerimle birlikte toplumsal bir farkındalık oluşturmaya çalışıyorum. Ve bunun lafta kalmayan tarafı da yaptığımız işler aslında.

Üç yıl içinde, grubumla beraber, tamamen gönüllü olarak otuz küsür halk ve sokak konseri gerçekleştirdik. Çocuklarla birlikte etkinlikler, sanat çalışmaları, sergiler, workshoplar, yani atölyeler, konserler yaptık. Urla Belediyesi Aryom Kültür ve Sanat Merkezi’ndeki sınıfımda her gün artık sadece resim atölyesi olmayan ve bir kişisel gelişim atölyesi haline gelen Hayal Atölyesi’nde her gün farklı 18- 20 arası çocukla çalışıyoruz. Tamamen çocuklara ait, profesyonel olarak basılmış bir çocuk kitabı yayımladık. Üstelik o kitabı çocuklar yazdı. Tam 111 çocuk. Kolay iş değil 111 sevimli yaramaza hikâye yazdırıp, onları editleyip, yazıp, çizip, baskıya hazır hale getirip kitap haline getirmek. Benim diyenin en az iki yılını alır… Urla’yı çocuk diliyle anlatan yayınlar hazırlandı, basıldı ve dağıtıldı. Bu kitap işlerini Urla Belediyesi üstlendi sağ olsunlar.

Yani mesele “bir şeyler yapılmalı” demek değil artık.
Bir şeyler gerçekten yapılıyor. Bir çaba veriliyor.

Ve şimdi önümde duran büyük bir hayal var:

“Mikoriza Çocukları.”

Eğer bu proje gerçekleşirse, Urla’da ülkenin en büyük çocuk kütüphanesi ve çocuk aktivite merkezlerinden biri doğacak. İçinde sadece kitap olmayan; sanatın, müziğin, üretimin, hayal gücünün ve birlikte öğrenmenin, kolektif üretimin olduğu, sürdürebilir bir “yaşayan çocuk alanı” kurulacak. Planı projeyi yaptım, sundum. Sayın Başkan’dan bu konuda onayımızı aldık. Bekliyoruz…

Çünkü inanıyorum:

Bir çocuğun, sadece tek bir çocuğun hayal gücü, bir toplumun kaderini değiştirebilir.

Ve biz çocukların elinden telefonu biraz bırakıp hayal kurmalarına izin verebilirsek…
Belki geleceği gerçekten değiştirebiliriz.