Bugünlerde moralim çok bozuk.

Gazze’de çocuklar ölürken biz hâlâ kahvemizi Instagram’a koyuyoruz; üzerinde kremalı latte, yanında mini tatlı. Bir bardak suya hasret çocuklar aklımıza bile gelmiyor. Gazze’de nefes almak bile imkânsızken, biz alışveriş merkezlerinde kayboluyor, yeni sezon ayakkabılara, yeni telefonlara, lüks yaşamımıza yatırım yapıyoruz. Tatil fotoğrafları paylaşıyor, denizi, güneşi, palmiye ağaçlarını selamlıyoruz. Oysa bir çocuk enkazın üzerinde uyuyor, hayal kuracak nefesi yok.

Biz kendi küçük mutsuzluklarımızdan şikâyet ediyoruz; trafik, iş, hayat… Gazze’de çocuklar her gün ölüm ve acıyla sınanıyor. Sosyal medyada tartışıyoruz, filmlerde ağlıyor, sonra gerçek dramları unutuyoruz. Yeni telefon peşindeyiz, birkaç ay önce aldığımız cihazı beğenmiyoruz; çocuklar yeni doğacak yaşamlarını bile alamıyor. Kendimizi özel hissediyor, yemeğimizi seçiyoruz. Gazze’de çocuklar açlıktan gözlerini kapatıyor.

Boş zamanlarımızda diziler izliyor, eğleniyor, küçük rahatsızlıklarımızı büyütüyoruz; Gazze’deki çocuklar bomba sesleriyle uyanıyor, ilaç yok, umut yok.

Gazze’de çocuklar ölürken biz hâlâ konforumuzdan, lükslerimizden ve kayıtsızlığımızdan vazgeçmiyoruz. Ve en acısı, onlar için yapabileceğimiz her şeyi ertelemeye devam ediyoruz. Belki de insan olmanın, vicdanın ve adaletin ertelemeye gelmediğini hatırlamanın zamanı çoktan geçti.

Gazze’de çocuklar ölürken biz hâlâ televizyonun karşısında saatlerce oturuyor, dünyanın felaketlerini uzaktan izliyoruz; rahat koltuklarımızda elimizde atıştırmalık, ekranlarımızda savaş ve ölüm haberleri geçip giderken, sanki hiçbir şey bize dokunmuyor. Çocukların çığlıkları, enkazın tozuyla karışmış haykırışları duyulmuyor, çünkü biz kendi dünyamızın sesleriyle o kadar meşgulüz ki başka bir acıyı duymaya tahammülümüz yok.

Gazze’de çocuklar ölürken biz hâlâ alışveriş listeleri yapıyor, en gösterişli ayakkabı, en pahalı tatil köşesini planlıyoruz. Onlar gözlerini kapatırken biz sabah kahvemizi sipariş ediyor, akşam yemeğimizin menüsünü tartışıyoruz. Bizim derdimiz saçımızın şekli, ekranımızdaki beğeniler, sosyal medyada “mutlu” görünmek… Ama gerçek mutluluk, gerçek insanlık, gerçek adalet, o enkazın üzerinde can veriyor.

Gazze’de çocuklar ölürken biz hâlâ kendimizi özel hissediyor, hayatımızı hak ettiğimiz sanıyoruz; ama o masum gözlerdeki korkuyu, açlığı, çaresizliği göremiyorsak, insan olamayız.  Sessiz kalmak, gözlerini kapamak, kayıtsız kalmak vicdani bir suçtur, vicdan ertelemez.

Onlar enkazın üzerinde uyuyor, biz lüks yataklarımızda dönüp duruyoruz. Onlar açlık ve korkuyla uyanıyor, biz kendi küçük mutsuzluklarımızdan şikâyet ediyoruz. Trafik, iş, hayat… Gazze’de çocuklar için her gün ölüm var, bizim için ise sadece “küçük sorunlar”.

Biz ağlıyor, sonra unutuyor, izliyor ve kendi konforumuzu büyütüyoruz. Diziler izliyor, eğleniyor, küçük rahatsızlıklarımızı büyütüyoruz. Gazze’de çocuklar bomba sesleriyle uyanıyor, ilaç yok, umut yok, adalet yok.

Ne mi yapalım? Ben ne bileyim! Ben Devlet değilim, hükümet değilim, kasabanın şerifi hiç değilim. Basit, duyarlı bir adamım. Bu soruyu bana sormayın, muhatabı ben değilim çünkü. Ben sadece acılarını paylaşabilirim o çocukların. Burada da öyle yapıyorum.

Kendime sitem ediyorum.

Haksızlığa karşı susmak, vicdanın zincirlenmesidir. Konuşmak, itiraz etmek, tepki göstermek insan olmanın, özgür olmanın ve adaletin gereğidir. Susmak ise, insanlıktan vazgeçmektir.

Çok moralim bozuk, çok.