Advert

BUKALEMUN VE ASLAN

Serhat FİLİZ

08-10-2026 15:57

Bir varmış, bir yokmuş… Ormanın en uzak köşelerinden birinde, kayaların ve iri taşların üzerinde yaşayan bir Bukalemun varmış. Fakat bu Bukalemun ötekilere pek benzemezmiş. Ormandaki çoğu hayvan başını eğip kendi işine bakarken, o taşların üzerinde saatlerce nöbet tutar, yüksek sesle konuşurmuş.

“Buraları kedigillere bırakmayacağım!” dermiş. “Bugün bir kayayı verirsek yarın ormanın tamamını isterler. Haksızlığa karşı susmayacağım. Zorbalığa boyun eğmeyeceğim. Kötülük karşısında dimdik duracağım!”

Hayvanların bir kısmı onu cesur bulur, bir kısmı fazla konuştuğunu düşünür, ama Bukalemun ne söylerse söylesin söylediklerine kendisi sonuna kadar inanırmış.

Oysa ormanın başında bir Aslan yaşarmış.

Aslan, kendisini ormanın kralı sayarmış. Üstelik yalnızca kral olmakla yetinmez, ormanın en güzel ve en verimli yerlerine kendi soyundan gelen kedigilleri yerleştirirmiş. Meyvesi bol ağaçlar, suyu temiz göller, yiyeceği çok vadiler hep onların denetimindeymiş.

Hayvanlar bunu bilir, ama yüksek sesle konuşmaya pek cesaret edemezlermiş.

Bukalemun ise konuşurmuş. Hem de hiç susmadan. Ta ki bir gün Aslan onu gizli bir toplantıya çağırana kadar…

Toplantının nasıl geçtiğini ormandaki hiç kimse öğrenememiş. Fakat o günden sonra Bukalemun'un hayatında tuhaf değişiklikler başlamış.

Önceleri ormanda bulduğu güzel meyveleri diğer hayvanlarla paylaşırmış. Bir ağacın altında bir sepet dolusu meyve bulsa, “Buyurun, hepimize yeter,” dermiş. Ne var ki Aslan'la görüşmeye başladıktan sonra bu alışkanlığı yavaş yavaş ortadan kalkmış.

Artık en güzel meyveleri kendisi topluyor, en olgunlarını kendisine ayırıyor, kalanların bir bölümünü de Aslan'ın sarayına götürüyormuş.

“Bunlar sana küçük bir hediye,” dermiş.

Aslan da hediyeleri memnuniyetle kabul edermiş. Üstelik bu hediyelerin karşılığında Bukalemun'dan hiçbir şey istenmiyormuş. En azından görünürde…

Bukalemun da bunu bir iyilik sanıyormuş. Oysa gün geçtikçe daha çok meyve topluyor, daha çok yiyor, daha az çalışıyormuş. Aslan'la yaptığı her görüşmeden sonra biraz daha semiriyor, karnı biraz daha büyüyor, yürürken eskisi kadar çevik davranamıyormuş.

Ormandaki hayvanlardan biri bunu fark edip, “Bukalemun, sen biraz kilo almışsın,” dediğinde gülerek cevap vermiş:

“Ormanın nimetlerinden faydalanmak da mı suç oldu şimdi?”

Bir zamanlar herkese yetmesi gerektiğini savunduğu yiyecekler artık onun sofrasından eksilmiyormuş. Paylaşmak yerine biriktiriyor, biriktirdikçe de daha çok sahip olmak istiyormuş.

Derken bir gün Aslan onu yeniden gizli bir toplantıya çağırmış.

Toplantının nasıl geçtiğini ormandaki hiç kimse öğrenememiş. Bukalemun kayaların arasından çıkıp geldiğinde yüzünde tuhaf bir sakinlik varmış. Ertesi gün yine taşının üzerine oturmuş ama bu kez söyledikleri eskisine hiç benzemiyormuş.

“Ormanın bazı kuralları vardır,” demiş. “Bu kurallar herkesi korumak içindir.”

Hayvanlar birbirlerine bakmış.

Bir zamanlar “zorbalık” dediği şeyden söz ederken artık “düzen” diyormuş.

“Zorbalık, ormanın düzenini bozanlara karşı uygulanıyorsa zorbalık değildir,” demiş. “Gerektiğinde güçlü olanın müdahale etmesi, aslında hepimizin iyiliğinedir.”

Hayvanlar şaşırmış.

Bukalemun ise konuşmaya devam etmiş. Eskiden haksızlık dediği şeylere artık “orman düzeni”, baskı dediği şeylere “güvenlik”, ayrıcalık dediği şeylere “sorumluluk” demeye başlamış.

Üstelik Aslan'la da daha sık görülür olmuş. Birlikte yürür, birlikte konuşur, bazen ormanın en güzel meyvelerinin yetiştiği yerlerde uzun uzun sohbet ederlermiş.

Bukalemun'un karnı da giderek büyüyormuş.

Öyle ki artık kayaların üzerinde eskisi kadar uzun süre nöbet tutamıyormuş. Fakat kimse bunu sorgulamıyormuş. Çünkü Bukalemun'un söyledikleri değiştikçe, ona sunulan nimetler de artıyormuş.

Derken bir gün hayvanlardan biri Bukalemun'un rengine dikkat etmiş.

“Yahu,” demiş, “bu Bukalemun eskiden yeşildi.”

Gerçekten de öyleymiş. Yeşil olan derisi gün geçtikçe sararmaya başlamış. Önce birkaç küçük leke belirmiş, sonra sarı renk bütün bedenine yayılmış.

Bilge Kaplumbağa buna çok içerlemiş. Bir gün dayanamayarak yanına gitmiş.

“Ulan Bukalemun,” demiş, “sen daha dün bütün bunların tersini söylüyordun. Ne oldu sana?”

Bukalemun hiç bozulmamış. Aksine son derece kendinden emin bir tavırla gülümsemiş.

“Ben yanlış anlamışım meğer,” demiş. “Aslan'ın koyduğu bütün o kurallar, ormanın daha güzel, daha düzenli ve daha verimli olması içinmiş.”

Sonra biraz daha Aslan'a yaklaşmış.

Bir süre sonra Bukalemun'un rengi artık tamamen sarıya dönmüş. Öyle ki uzaktan bakıldığında onu Aslan'dan ayırmak neredeyse mümkün değilmiş.

Ve bir gün, ormanın hayvanları büyük bir şaşkınlıkla görmüşler ki Bukalemun artık Aslan'ın yanında durmuyor… Aslan'ın yanında yönetiyormuş.

Kaplumbağa ve diğer hayvanlar buna çok içerlemiş. Fakat ormanda böyle şeyler artık o kadar sık olmaya başlamış ki, önce şaşırtan şeyler zamanla kimseyi şaşırtmaz olmuş. Bir hayvan dün söylediğinin bugün tersini söylüyor, başka biri dün karşı çıktığı şeyin ertesi gün savunucusu oluyormuş.

Kimse nedenini sormuyormuş.

Çünkü ormanda herkes yavaş yavaş alışıyormuş.

Tam o günlerde, ormanın başka bir köşesinde küçük bir gölün içinde kurbağalar yaşarmış. Bir gün suya girmişler. Su ılıkmış. Hoşlarına gitmiş. Ertesi gün biraz daha ısınmış su. Kurbağalar yerlerinden kıpırdamamış. Sonra biraz daha…

“Ne güzel,” demiş içlerinden biri, “hava da serinledi zaten.”

Günler geçmiş. Su ısınmış, kurbağalar alışmış. Bir sabah gölün üzerinden ince bir buğu yükselmeye başlamış. Kurbağalar bunu da önemsememiş. Çünkü artık onlara sıcak gelen şey, dünün sıcağı değil, bugünün normaliymiş.

O sırada kayanın üzerinde sararmış Bukalemun, Aslan'ın yanında oturuyor; ormanın yeni düzeninden, huzurundan ve bereketinden söz ediyormuş. Önlerinde ise ormanın en güzel meyvelerinden oluşan bir tabak duruyormuş.

Bilge Kaplumbağa uzaktan onları seyretmiş. Sonra başını göle çevirmiş. Suyun yüzeyinde küçük küçük halkalar oluşuyormuş. Göl kaynamaya başlamış. Göl kaynadıkça Aslan bundan zevk alır gibi gülümsüyormuş.

Kaplumbağa hiçbir şey söylememiş. Sadece başını biraz daha içeri çekmiş.

Ormanda o gece her şey eskisi kadar sessizmiş. Yalnız, sabah olduğunda gölün neden bu kadar sessiz olduğu konusunda kimsenin aklına bir soru gelmemiş. Kimse de bir daha o gölde yüzen kurbağaların sesini duymamış.

Gökten üç elma düşmüş, hiçbiri bizim başımıza değil, hepsi Aslan ve Bukalemun’un başına düşmüş, oturup onları da afiyetle yemişler.

DİĞER YAZILARI URLA GERÇEKTEN KURTULDU MU? 01-01-1970 03:00 Yollar, Binalar ve Boş Tuvaller Arasında... 01-01-1970 03:00 Büyükler İçin Hayal Atölyesi 01-01-1970 03:00 Cehaletin Megafonu 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR -10 01-01-1970 03:00 TEK BİR ÇOCUK BİLE! 01-01-1970 03:00 İSTASYON 01-01-1970 03:00 O PİKAP, BU PİKAP, ŞU PİKAP 01-01-1970 03:00 HAYDİ ARTIK! 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR: PORSUK VE SİNCAP 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR - MAVİ AYI 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR - MASKELİ TİLKİ 01-01-1970 03:00 Normalleştirme! 01-01-1970 03:00 AŞKIN İÇİN KAÇ LİRA HARCARSIN? 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR 01-01-1970 03:00 Kravatlı Abiler ve Boyalı Deliler 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR 01-01-1970 03:00 LASTİKÇİ YILDIZI REJİMİ 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR 01-01-1970 03:00 ÖĞRETMEN Mİ? 01-01-1970 03:00 KORKMA 01-01-1970 03:00 KÜÇÜK KENTİN BÜYÜK KALBİ 01-01-1970 03:00 KENDİME SİTEM 01-01-1970 03:00 SİVRİSİNEK- SAZ MASALI 01-01-1970 03:00 URLA NASIL KURTULUR? 01-01-1970 03:00 30 Ağustos: Madalyonun Öteki Yüzü 01-01-1970 03:00 Üzümün Şarkısı, Bağbozumu 01-01-1970 03:00 BİR ŞEY OLMAZ 01-01-1970 03:00 Mendilimin Ucuna Sakız Bağladım 01-01-1970 03:00 ADALET 01-01-1970 03:00 “Sen tek başına ne yapabilirsin ki?” 01-01-1970 03:00 SİS VE İHANET 01-01-1970 03:00 YILIN BİR GÜNÜ 01-01-1970 03:00 ATATÜRK’ÜN KAYIP MEKTUBU 01-01-1970 03:00 SESİMİ KISMA 01-01-1970 03:00 İNANÇ VE HALKIN ZAFERİ 01-01-1970 03:00 O SAAT KIRILDI 01-01-1970 03:00 Bir Tebrikten Ötesi 01-01-1970 03:00 RAMAZAN BEY VE YAŞLI ADAM 01-01-1970 03:00 RENGİMİZ BELLİ OLSUN 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR 01-01-1970 03:00 YAKIŞMADI 01-01-1970 03:00 EĞER 01-01-1970 03:00 DÜNYA’YA IŞIK OLAN LİDER 01-01-1970 03:00 SESSİZLİĞİN KELEPÇESİ 01-01-1970 03:00 BAŞUCUMUZDASIN 01-01-1970 03:00 DEĞİŞİM VE KÜLTÜR SANAT 01-01-1970 03:00 OKULUN İLK GÜNÜ 01-01-1970 03:00 OKULUN İLK GÜNÜ 01-01-1970 03:00 MEHMET ALİ 01-01-1970 03:00 ATATÜRK ‘ÜN ATEŞİ 01-01-1970 03:00 ÇOCUKLAR SİZİ ÇOK SEVİYOR 01-01-1970 03:00 BAKMAK ve GÖRMEK 01-01-1970 03:00 BAŞLIYORUZ 01-01-1970 03:00