Haddime değil, bana faydası olmaz, bana ne, ilgi alanımda değil, çok konuşuyor bu kişi dediğimiz; konusu duyusal etkinliğe giren sesleri dinlemeyiz, duyarız. Ses gelir, kulaktan girer, belki girmez, çarpar; yani kısaca zihne yer etmez.
Her duyulan faydasız sesin bir kulaktan girip ötekinden çıkma hâlini çok kez yaşamış, bunun adına “unuttum” demişizdir. Dinlemek eylemdir. Dinlerken gözünle, zihninle, ruhunla kaydeder; gelen sesi yazar, filmleştirir, bir güzel dosyalar, alırız içeriye. Lazım olduğunda tüm ayrıntılarıyla şöyle bir yatırırız masaya; “Vay aklıma bak, nasıl da depolamışım.” gururu da yaşarız. “Peki, bu kadar kayıtlı dosyanın bana ne yararı olmuştur?” diye sorarsak kendimize, bakın neler çıkar altından.
Dinlediğimiz sesler görsele dönüşür ve insan ilişkilerinde karşımızdaki kişiye verdiğimiz önemi gösterir. “Seni önemsiyorum, seninle ilgili her şey dosyamda.” demektir. Bu sevgi dolu, iyimser mesajın bir de tersi vardır; kötücül dinlediklerimiz, lüzumsuz dosyalayıp hiçbir yararı olmamış, hatta zararı olmuş, arada temcit pilavı gibi aklımıza gelmiş, “Lafı geldi diye anlatıyorum, yoksa unuttum gitti.” dediklerimiz. Yok, unutulup gidilmemiş; onlar ciddiye alınmış, dinlenmiş, dosyalanmış, zihinde askıda durup duranlar. Aslında duyulması gerekirdi onların ama dinlenmiş işte...
Neyi dinleyip neyi duyacağına kulak karar vermez. Kişi, işine geleni değil, maşallah hepsini alır, doldurur. Stokçu bir yanımız var nedense.
“Aman hocam, atalarımdan kalmış.” demeyin sakın. Atalara laf edilmesine çok karşıyım. Başaramayınca at ataların üzerine. Bende böyle bir şey yok. Hep söylerim: “Dedem ekşi yemiş, acısı bana düşmüş.” diyorsan otur, onu tatlıya çevir. İşte görev bu...
Şimdi bu yazıyı okurken “Duydum mu, dinledim mi?” diye bir soralım kendimizi; işitsel, görsel, dokunsal diye kategorize etmeden...
“Hatırlar mısın? Şöyle şöyle bir olay olmuştu da şu kişi şunları söylemişti.” dendiğinde eğer dinlemişseniz film şeridi gibi izlemeye başlarsınız. Sarılma, darbe, mimikler; bir yemekteyseniz ne yendiğine kadar konu uzar gider. Tüm duyu organları görevini yapmıştır.
Denize daldığınızda dışarıdaki sesler kesilir, bir huzur hâli olur ya, işte tam da onu anlatmak istedim. Kim istemez ki! Şahane bir an...
Duyan hatırlamaz, dinleyen hatırlar. Her şey dinlenmez, her şey de duyulmaz. Seçici olmakta yarar vardır. Can kulağıyla dinleyeceğiniz bir iç sesiniz var, ona sahip çıkın. Dışarısı, duyulanların içinden seçtiğiniz yararlı tınılar olsun, en kayda değerlerden...
Sevgi, umut ve neşeyle...
Nuray Çetingöz
