Advert

BÜYÜKLERE MASALLAR

Serhat FİLİZ

05-02-2026 16:56

Bir varmış bir yokmuş. Kışın sert geldiği, rüzgârın denizden gelip, çamların arasından ıslıkla geçtiği bir orman varmış. Bu ormanda hayvanlar yaşarmış; büyükler düzeni bildiklerini sanır, yavrular ise henüz bozulmamış bir merakla etrafa bakarmış. Işık, eskiden geceleri patikaları aydınlatır, yuvaları ısıtır, korkuyu köşesine geri itermiş. Işık bu ormanın her şeyiymiş. Sonra bir gün, ışık gitmiş. Birkaç zaman sonra geri gelmiş. Sonra tekrar gitmiş. Sessizce, haber vermeden.

Işık olmayınca ormanda hayat durmuş. Sobalar yanmaz olmuş, değirmenler susmuş, suyu yukarı çeken düzenekler çalışmamış. Hiçbir alet edevat kıpırdamaz olmuş. Yemek geç pişer, yuvalar soğur, yaralar geç iyileşirmiş. Karanlık sadece gözleri değil, zamanı da kapatmış. Günler uzamış, geceler ağırlaşmış. Işık olmayınca orman berbat bir yer olmuş.

İlk başta herkes bunun geçici olduğunu düşünmüş. “Bir arıza vardır,” demiş büyükler. Arıza bu ormanda sihirli bir kelimeymiş; söylendiği anda kimse yerinden kalkmaz, herkes beklemeyi erdem sanırmış. Ayılar kış uykusuna biraz erken yatmış, geyikler rüzgâra sırtını dönmüş, baykuşlar “karanlık zaten bizim işimiz” demiş. Ama yavrular üşümüş. Çünkü ışık olmayınca masallar bile yarım kalıyormuş. Büyüklerin bu aldırmaz tavrına bir anlam verememişler.

Yavru hayvanlar bir gece, yuvalarında titrerken karar vermişler. Bir sincap, bir yavru tilki, küçük bir kirpi ve ağır ağır yürüyen bir kaplumbağa bir araya gelmiş. Büyüklerin aksine, “bekleyelim” dememişler. “Arıza varsa, yeri de vardır,” demişler. Çünkü onlara göre sorun, üstü örtülünce değil, çözülmeyince büyürmüş. Sorunu bulup çözmeye, ışığı temelli geri getirmeye karar vermişler. Çünkü büyükler bu konuda hiçbir şey yapmamaya yemin etmiş gibi duruyorlarmış. Sadece duruyorlarmış…

Sabah olmadan yola çıkmışlar. Işığı taşıyan hatları takip etmişler; ağaçtan ağaca gerilen telleri, kayaların arasından geçen yolları incelemişler. Bir direk devrilmiş mi diye bakmışlar, bir tel kopmuş mu diye kontrol etmişler. Her seferinde aynı sonuca varmışlar: Teller sağlam, direkler yerinde. Işık yokmuş ama sebebi kablolar değilmiş.

Yol uzadıkça orman değişmiş. Patikalar daralmış, ağaçlar yaşlanmış, rüzgâr sertleşmiş. Yavrular korkmuş ama geri dönmemiş. Çünkü ışık yokken durmak, karanlığı kabul etmek demekmiş. Büyükler gibi “kabullenemeyiz” demişler. Israrla yola devam etmişler.

En sonunda ormanın kalbine ulaşmışlar. Işığı dağıtan Büyük Ağaç oradaymış. Dışarıdan bakınca sessiz, hatta karanlık görünüyormuş. Ama yaklaştıkça bir şey fark etmişler: Ağacın çatlaklarından ışık sızıyormuş. İçerisi gündüz gibiymiş. Sıcakmış. Ormanın geri kalanı donarken, burası yazmış.

Kovuğun içine baktıklarında sansarları görmüşler. Işık sobalarını açmışlar, patilerini uzatmış, keyifle ısınıyorlarmış. Üstelik tüm alet edevatları da çalışır haldeymiş. Ormanda sobalar sönmüşken, burada alevler canlıymış. Yavrular o an anlamış: Arıza tellerde değilmiş. Kopan kablo yokmuş. Arızalanan şey vicdanmış. Işığı ormana taşıyan “Sorumluluk” yerinden çıkmış, yerine “sessizlik” takılmış.

Sansarlar yavruları fark edince huzursuzlanmış. “Siz ne arıyorsunuz burada?” demişler. Yavrular cevap vermemiş. Çünkü onları dinlemeyeceklerini biliyorlarmış. Bu işi büyükler çözer, bu iş bizim boyumuzu aştı demişler.

Koşarak köylerine dönmüşler. Büyüklerine her şeyi anlatmışlar. Büyük Ağacı, içerideki ışığı, çalışan sobaları, ısınan sansarları… “Orman karanlık değil,” demişler, “ışık paylaşılmıyor.” Büyük hayvanlar dinlemiş gibi yapmış. Sonra başlarını sallamışlar. “Siz karışmayın,” demişler. “Bu işler büyüklerin işi. Sizin aklınız ermez. Siz daha çocuksunuz.”

Yavrular çok üzülmüş, buna bir anlam verememişler. Beklemişler, beklemişler. Işık hâlâ gelmemiş. Orman susmuş; soğuk konuşmuş, karanlık yayılmış. Sansarlar ısınmaya devam etmiş. Büyükler beklemiş. Kış uzamış. Sonra yaz gelmiş. Işık geri gelmiş, ama sonra yine gitmiş. Sonra gelmiş, sonra yine gitmiş… Işığın her yok oluşunda biraz sorumluluk biraz da vicdan yok olmuş. Zamanla yavrular da büyümüş, bu işe alışmışlar Artık onlar da ışığın neden sürekli gidip geldiğini sorgulamaz olmuşlar.

Ve masal burada bitmemiş aslında.
Çünkü bu masal, ışık her kesildiğinde değil, sorumluluk kesildiğinde yeniden başlamış.

 

DİĞER YAZILARI TEK BİR ÇOCUK BİLE! 01-01-1970 03:00 İSTASYON 01-01-1970 03:00 O PİKAP, BU PİKAP, ŞU PİKAP 01-01-1970 03:00 HAYDİ ARTIK! 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR: PORSUK VE SİNCAP 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR - MAVİ AYI 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR - MASKELİ TİLKİ 01-01-1970 03:00 Normalleştirme! 01-01-1970 03:00 AŞKIN İÇİN KAÇ LİRA HARCARSIN? 01-01-1970 03:00 Kravatlı Abiler ve Boyalı Deliler 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR 01-01-1970 03:00 LASTİKÇİ YILDIZI REJİMİ 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR 01-01-1970 03:00 ÖĞRETMEN Mİ? 01-01-1970 03:00 KORKMA 01-01-1970 03:00 KÜÇÜK KENTİN BÜYÜK KALBİ 01-01-1970 03:00 KENDİME SİTEM 01-01-1970 03:00 SİVRİSİNEK- SAZ MASALI 01-01-1970 03:00 URLA NASIL KURTULUR? 01-01-1970 03:00 30 Ağustos: Madalyonun Öteki Yüzü 01-01-1970 03:00 Üzümün Şarkısı, Bağbozumu 01-01-1970 03:00 BİR ŞEY OLMAZ 01-01-1970 03:00 Mendilimin Ucuna Sakız Bağladım 01-01-1970 03:00 ADALET 01-01-1970 03:00 “Sen tek başına ne yapabilirsin ki?” 01-01-1970 03:00 SİS VE İHANET 01-01-1970 03:00 YILIN BİR GÜNÜ 01-01-1970 03:00 ATATÜRK’ÜN KAYIP MEKTUBU 01-01-1970 03:00 SESİMİ KISMA 01-01-1970 03:00 İNANÇ VE HALKIN ZAFERİ 01-01-1970 03:00 O SAAT KIRILDI 01-01-1970 03:00 Bir Tebrikten Ötesi 01-01-1970 03:00 RAMAZAN BEY VE YAŞLI ADAM 01-01-1970 03:00 RENGİMİZ BELLİ OLSUN 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR 01-01-1970 03:00 YAKIŞMADI 01-01-1970 03:00 EĞER 01-01-1970 03:00 DÜNYA’YA IŞIK OLAN LİDER 01-01-1970 03:00 SESSİZLİĞİN KELEPÇESİ 01-01-1970 03:00 BAŞUCUMUZDASIN 01-01-1970 03:00 DEĞİŞİM VE KÜLTÜR SANAT 01-01-1970 03:00 OKULUN İLK GÜNÜ 01-01-1970 03:00 OKULUN İLK GÜNÜ 01-01-1970 03:00 MEHMET ALİ 01-01-1970 03:00 ATATÜRK ‘ÜN ATEŞİ 01-01-1970 03:00 ÇOCUKLAR SİZİ ÇOK SEVİYOR 01-01-1970 03:00 BAKMAK ve GÖRMEK 01-01-1970 03:00 BAŞLIYORUZ 01-01-1970 03:00