Advert

RAMAZAN BEY VE YAŞLI ADAM

Serhat FİLİZ

27-02-2025 16:39

Ramazan Bey şehrin ileri gelenlerinden biriydi. Dini bütün gibi görünmesine rağmen, kimileri işin aslının farklı olduğunu biliyordu. Ramazan ayı gelip çatmıştı ve bizim Ramazan Bey bir hafta sonu iftarlık balık tutmaya gitmişti. Burası, onun kaçıp kendisiyle baş başa kalabileceği bir yerdi. İşlerini düşünür, hesabını kitabını yapar, kafa dinlerdi. Suyun dinginliği, rüzgârın hışırtısı, kuşların ötüşü… Her şey, onun içindeki karmaşayı bir an olsun unutturmaya yetiyordu. Ancak o gün, deniz kıyısında, Ramazan Bey’in her zaman oturduğu kayanın üzerinde yaşlı bir balıkçı adam vardı. Sakalları ağarmış, yüzü çizgilerle dolu bu çirkin adam, sessizce olta atıyor, suya dalan gözlerinde derin bir ışık taşıyordu.

Ramazan Bey, yaşlı balıkçının yanına yaklaştı. İkisi, bir süre hiç konuşmadan, suyun üzerinde dans eden balıkları izledi. Sonra yaşlı adam, yavaşça döndü ve Ramazan Bey’e baktı. Gözlerinde, tuhaf bir bilgelik vardı. Sanki yılların yükünü taşıyor, ama bir o kadar da hafifmiş gibi duruyordu. Ramazan Bey’in sırtı ürperse de pek bozuntuya vermedi. Bu yaşlı ve tuhaf adamın nesinden korkacaktı ki?

“Balık tutmak, sabır işidir,” dedi yaşlı adam, sesi suyun üzerinde yankılanırken. “Ama asıl sabır, kendini tutabilmektir. İnsan, kendi içindeki balıkları yakalayamadıkça, gerçek huzura erişemez.”

Ramazan Bey, bu sözler karşısında hafifçe irkildi. Yaşlı adamın sözleri, onun içinde bir yerlere dokunmuştu. Ama nereye? Bunu tam olarak anlayamıyordu. Kendini tuhaf ve huzursuz hissetti ama bir şey demedi, diyemedi.  İkisi, bir süre daha sessizce oturdular. Sonra yaşlı adam, birden sordu:

“Sen, Ramazan ayında oruç tutar mısın?”

Ramazan Bey, bu soruya gururla cevap verdi, soru bildiği, çalıştığı yerden gelmişti: “Elbette tutarım. Namazımı kılar, sadakamı veririm. Dinimi hakkıyla yaşarım.”

Yaşlı adam, hafifçe gülümsedi. Ama bu gülümseme, içinde bir burukluk taşıyordu. “Peki ya Ramazan bittikten sonra?” diye sordu. “O zaman da dinini yaşar mısın?”

Ramazan Bey, bu soru karşısında tedirgin oldu. Yaşlı adamın gözlerindeki bilgelik, artık bir yargılayıcı keskinliğe dönüşmüştü. Tuhaf tuhaf bakıyordu ona.  İçine bir sıkıntı çöktü. Sanki bu adam, onun en karanlık sırlarını biliyordu.

“Kimsin sen?” diye sordu Ramazan Bey, sesi titrerken.

Yaşlı adam, yavaşça ayağa kalktı. Gözleri, artık daha derin, daha karanlıktı. “Ben,” dedi, “insanların yüzyıllardır suçladığı, tüm kötülükleri bana mal ettiği, boş bir tabancayı bile benim doldurduğumu ima ettiği, ama aslında onların kendi içlerindeki karanlığı temsil eden biriyim. Aslında önceleri bir melektim, ama sonra kovuldum. Şimdi de burada senin gibilerle uğraşıyorum işte. Ben, senin gibi insanlar yüzünden işimi yapamaz hale geldim. Çünkü siz, zaten kendi kendinizi kandırıyorsunuz. Sizi kandıran ben olmalıyım” dedi. Biraz kızmış gibiydi yaşlı adam.

Ramazan Bey, donup kaldı. Yaşlı adamın sözleri, onun içinde bir fırtına koparıyordu. “Sen… sen şeytan mısın?” diye fısıldadı.

Yaşlı adam, hafifçe başını eğdi. “Şeytan da derler, evet” dedi. “Ama benim görevim, insanları küçük hırslarla, kıskançlıklarla saptırmaktı. Sen ise, dini bir kalkan gibi kullanıp, ardından her türlü ahlaksızlığı yapıyorsun. Benim bile aklım almıyor bu ikiyüzlülüğü. Sen, en temel değerleri çiğniyorsun. Benim yapmam gerekeni, sen kendin yapıyorsun. Sizin gibi insanlar yüzünden işimi yapamıyorum” diye gürledi.

Ramazan Bey, şeytanın bu sözleri karşısında yıkıldı. Yıllardır sürdürdüğü ikiyüzlü hayat, birden gözlerinin önüne serilmişti. Şeytan bile onun davranışlarını kabul edemiyordu. Peki ya Allah? O, her şeyi gören ve bilen, Ramazan Bey’in yaptıklarının farkında değil miydi?

Şeytan, yavaşça uzaklaşmaya başladı. “Artık benim burada işim kalmadı,” dedi. “Sen, kendi kendinin şeytanısın. Hepiniz kendinizin şeytanısınız, bana hiç gerek yok, ne günlere kaldık” diye söylene söylene suyun üzerinde yürüyerek uzaklaştı, biraz ileride de yok oldu, gözden kayboldu.

Ramazan Bey, gölün kıyısında tek başına kaldı. Çok korkmuştu. Yaşadıkları bir rüya olmalıydı, ama değildi. Şeytan’ın sözleri, onun kalbinde bir vicdan muhasebesi başlatmıştı.

Acaba kaçımız, Ramazan Bey gibi davranıyoruz? Kaçımız, maneviyatı, iyi insan olmayı belirli zamanlarda hatırlayıp, geri kalan zamanda ahlaki değerleri hiçe sayıyoruz? Kaçımız, çalışanlarımızın hakkını yiyor, rüşvet alıyor, dedikodu yapıyor, ama bir yandan da iyi, dürüst bir insan gibi görünmeye çalışıyoruz?

Şeytan’ın bile isyan ettiği bu ikiyüzlülük, aslında hepimizin yüzleşmesi gereken bir gerçek. Din, sadece belirli ritüellerden ibaret değildir. Din, hayatın her anında adaletle, merhametle, dürüstlükle yaşamaktır. Ramazan Bey’in hikayesi, hepimize bir ayna tutuyor:

Acaba biz, kimin görevini kolaylaştırıyoruz? Şeytan’ın mı, yoksa kendi vicdanımızın mı?

Belki de hepimizin bir balık tutma anına, kendi şeytanımızla yüzleşmeye ihtiyacı var.

DİĞER YAZILARI TEK BİR ÇOCUK BİLE! 01-01-1970 03:00 İSTASYON 01-01-1970 03:00 O PİKAP, BU PİKAP, ŞU PİKAP 01-01-1970 03:00 HAYDİ ARTIK! 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR: PORSUK VE SİNCAP 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR - MAVİ AYI 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR - MASKELİ TİLKİ 01-01-1970 03:00 Normalleştirme! 01-01-1970 03:00 AŞKIN İÇİN KAÇ LİRA HARCARSIN? 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR 01-01-1970 03:00 Kravatlı Abiler ve Boyalı Deliler 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR 01-01-1970 03:00 LASTİKÇİ YILDIZI REJİMİ 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR 01-01-1970 03:00 ÖĞRETMEN Mİ? 01-01-1970 03:00 KORKMA 01-01-1970 03:00 KÜÇÜK KENTİN BÜYÜK KALBİ 01-01-1970 03:00 KENDİME SİTEM 01-01-1970 03:00 SİVRİSİNEK- SAZ MASALI 01-01-1970 03:00 URLA NASIL KURTULUR? 01-01-1970 03:00 30 Ağustos: Madalyonun Öteki Yüzü 01-01-1970 03:00 Üzümün Şarkısı, Bağbozumu 01-01-1970 03:00 BİR ŞEY OLMAZ 01-01-1970 03:00 Mendilimin Ucuna Sakız Bağladım 01-01-1970 03:00 ADALET 01-01-1970 03:00 “Sen tek başına ne yapabilirsin ki?” 01-01-1970 03:00 SİS VE İHANET 01-01-1970 03:00 YILIN BİR GÜNÜ 01-01-1970 03:00 ATATÜRK’ÜN KAYIP MEKTUBU 01-01-1970 03:00 SESİMİ KISMA 01-01-1970 03:00 İNANÇ VE HALKIN ZAFERİ 01-01-1970 03:00 O SAAT KIRILDI 01-01-1970 03:00 Bir Tebrikten Ötesi 01-01-1970 03:00 RENGİMİZ BELLİ OLSUN 01-01-1970 03:00 BÜYÜKLERE MASALLAR 01-01-1970 03:00 YAKIŞMADI 01-01-1970 03:00 EĞER 01-01-1970 03:00 DÜNYA’YA IŞIK OLAN LİDER 01-01-1970 03:00 SESSİZLİĞİN KELEPÇESİ 01-01-1970 03:00 BAŞUCUMUZDASIN 01-01-1970 03:00 DEĞİŞİM VE KÜLTÜR SANAT 01-01-1970 03:00 OKULUN İLK GÜNÜ 01-01-1970 03:00 OKULUN İLK GÜNÜ 01-01-1970 03:00 MEHMET ALİ 01-01-1970 03:00 ATATÜRK ‘ÜN ATEŞİ 01-01-1970 03:00 ÇOCUKLAR SİZİ ÇOK SEVİYOR 01-01-1970 03:00 BAKMAK ve GÖRMEK 01-01-1970 03:00 BAŞLIYORUZ 01-01-1970 03:00