1915 baharı... Gökyüzü, kara bulutlarla örtülüydü. Toprak, sanki olacakları önceden biliyor gibi sessizdi. Çanakkale’nin rüzgârı, kan ve barut kokusunu taşıyor, deniz dalga dalga hırçınlaşıyordu.
Mustafa Kemal, harita masasına eğilmişti. Subaylar, gözlerini ondan ayıramıyordu. Komutanlar, düşmanın Saros Körfezi’nden çıkacağını tahmin ediyordu, kuvvetlerini oraya yığmıştı. Ancak Mustafa Kemal, haritanın üzerindeki parmağını Arıburnu’na koyarak net bir sesle konuştu: "Hayır! Düşman burada, Arıburnu’ndan çıkacak!"
Odada kısa bir sessizlik oldu. Subaylar birbirine baktı. Onlar için Mustafa Kemal’in sezgisi, emir komuta zincirinden bile güçlüydü. Zaten onu farklı kılan, işte tam da buydu. Ama bu çok riskli bir karardı. Böyle bir bilgi gelmemişti onlara. Mustafa Kemal hiç vakit kaybetmeden 57. Alay’ı topladı. Çatışma her an başlayabilirdi. Yorgun, ama gözleri parlayan Mehmetçiklerin karşısına geçti.
— "Askerler! Düşman Arıburnu’ndan çıkmaya çalışacak. Eğer biz burada durmazsak, vatan elden gider. Size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde, yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar gelecektir!"
Gecenin zifiri karanlığında, süngüler parladı. Ve o an, Mehmetçik bir ordu değil, çelikten bir duvar olmuştu.
Anzakların asıl hedefi Kabatepe’ydi. Buradan karaya çıkmayı planlıyorlardı. Ama güçlü akıntılar, onları hiç bilmedikleri sarp ve dik yamaçlarla çevrili Arıburnu kıyılarına sürükledi. Mustafa Kemal bunu görmüştü. Anzaklar kıyıya vardıklarında, karşılarında dev kayalıklar ve geçit vermeyen bir doğa vardı. Planladıkları gibi hızlıca ilerleyemeyeceklerdi. Daha da kötüsü, bu coğrafyayı Mustafa Kemal ve askerleri çok iyi biliyordu.
İngiliz komutanların kendilerine “Zayıf ve hazırlıksız bir Osmanlı birliğiyle karşılaşacaksınız” dediğini hatırlayan Anzaklar, ilerledikçe başka bir gerçekle yüzleşiyorlardı: Karşılarında zayıf bir birlik değil, ölümüne savaşmaya hazır 57. Alay vardı.
Düşman çıkarması başlamıştı. Top sesleriyle yer gök inliyor, deniz kan kırmızıya boyanıyordu. Osmanlı cephelerindeki komutanlar, İngilizlerin asıl saldırıyı başka bir bölgeden yapacağını düşünüyor, emir vermek için tereddüt ediyorlardı. Ama biri vardı ki, beklemeyi vatanına ihanet saymış, 57. Alay ile birlikte önlemini almıştı. Alay komutanı Hüseyin Avni Bey ve yiğit askerleri, tek bir adım geri atmadan, gözlerini ölümün içine dikerek Conkbayırı’na doğru ilerledi. Anzak askerleri, Arıburnu’ndan ilerlemeye çalışıyordu. 57. Alay, taşların, çalıların arasından bir ölüm sessizliğiyle bekledi. Düşman yaklaştığında, tek bir emirle süngüler takıldı ve düşmanın üstüne bir kasırga gibi atıldı. Kurşunlar vücutlarını delip geçerken, tek bir adım geri atmadılar. Süngüler düşmanın göğsüne saplandığında, Anzak askerleri, bu insanların nasıl savaşabildiğini anlamakta zorlanıyordu. Onlar ölüyordu ama geri çekilmiyordu!
Bir Anzak askeri günlüğüne şöyle yazmıştı:
"Türkler, sanki ölmek için yaratılmıştı. Ateş ettikçe üzerimize daha da geldiler. Biz birilerini vurduğumuzu sandık ama onlar düşmedi. Onlar geri çekilmedi. Onlar insan değil, sanki ölüme gülümseyen gölgelerdi!"
İşte 57. Alay’ın farkı buydu… Ölümü, vatan için şeref bilenler, düşman için korkunun ta kendisiydi! Oysa İngiliz generalleri onlara "Osmanlı askerleri zayıf ve korkaktır" demişti. Ama şimdi, onları korkutan şey, bu askerlerin hiç korkmuyor oluşuydu.
İşte burada, Mustafa Kemal’in dehası devreye girdi. Anzakları durdurmak yetmezdi. Onları, geldiği yere geri göndermek gerekiyordu. Mustafa Kemal, öyle bir hamle yaptı ki, savaşın kaderi değişti. 57. Alay, geri çekilme ihtimali bile olmayan bir savaş stratejisiyle düşmanın yan hatlarına saldırdı.
Bu çatışmada, 57. Alay’ın tek bir askeri bile hayatta kalmadı. Ama onların ruhu, onların inancı, Çanakkale’yi geçilmez yaptı!
Bugün, Türk ordusunda bir gelenek vardır: "57. Alay" adı verilen bir birlik yoktur. Çünkü bu isim, ölümsüzlüğe adanmıştır.
Ve o gün, Conkbayırı’nda bir Osmanlı subayının göğsüne bir şarapnel parçası saplandı. Ama bir mucize oldu: Göğsündeki saat onu hayatta tuttu. Eğer o saat olmasaydı, belki de önce Çanakkale sonra tüm vatan toprağı ezilecekti.
Ama o saat kırıldı, Mustafa Kemal kalemi eline aldı ve tarihi yeniden yazdı.
Ve şimdi, bizlere düşen görev şudur: 57. Alay’ı unutmamak. Onların kanıyla yazdığı bu destanı, kalbimize kazımak. Çünkü biz unutursak, onlar bir kez daha ölür.
Ama unutmayacağız.
Çünkü 57. Alay ölmedi.
Çünkü Mustafa Kemal ölmedi.
Çünkü büyük dedem Osman ölmedi.
